<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-34807828</id><updated>2011-07-19T21:28:31.238+03:00</updated><title type='text'>Seyyah Cupid'in Portekiz Maceralari</title><subtitle type='html'>Erasmus öğrencisi olarak geldiğim Portekiz'deki maceralarımı aktaracağım bir blogdur bu...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Billur</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09937330888400406819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-soarlIYtYVo/TiXMwdmKAHI/AAAAAAAAA7M/eAuilzYa6i8/s220/profil%2Bnikah.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>16</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34807828.post-117008224886090141</id><published>2007-01-29T16:46:00.000+02:00</published><updated>2007-01-29T17:24:35.866+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;MASALLAR DİYARI SINTRA ve ROMANTİZMİN DORUK NOKTASI CABO DA ROCA&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blogumu bir aydan uzun bir zamandır postsuz bıraktığımın farkındayım. Noel tatili için çıktığım 15 günlük İspanya (Madrid-Endülüs-Barcelona) turunu sağ salim bitirip Lisbon’a döndükten sonra 18 gün boyunca neredeyse sadece süpermarkete ve okula gitmek için dışarı çıkıp projelerle boğuştum. Bir ara öyle bir noktaya geldim ki ne ders yapabiliyorum, ne dışarı çıkmaya vicdanım el veriyor. Bu noktada da kendimi dizilere kaptırdığımı itiraf etmeliyim. Lizbon’da 4. ayım bitti, burada hiç televizyon izlemedim. Açıkcası yokluğunu da çok hissetmemiştim. Ama ne zaman ki internetten (youtube, google video ve rapid share sağolsun) Türk dizilerini izlemeye başladım işte o zaman vakit su gibi akıp geçmiş... O yüzden bir türlü post yazmaya elim gitmedi. Burada yaklaşık 1 ayım daha kaldı, o zamana kadar da sanırım şimdiye kadar yaşadığım maceraları yazmayı bitiremem. Olaylar tazeyken yazamıyorum, ancak aldığım notlar sayesinde mümkün oldukça detayları atlamadan yazmaya devam edeceğim. &lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/708281/Entre%20Campos%20Tren%20istasyonu%202.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/998554/Entre%20Campos%20Tren%20istasyonu%202.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;28 Ekim 2006, Cumartesi günü Braga’da Erasmus yapan 3 Türk arkadaşımız ve Lizbon’da Erasmus yapan 3 kafadar birleşip, 6 Türk kızı olarak o gün Sintra’ya gitmek için Entre Campos (Metro Sarı Hat) tren istasyonu girişinde buluştuk. Portekiz adetlerine kolay alışan 4 arkadaşım normal buluşma saatinden yaklaşık yarım saat geç geldikleri için turumuzun bir noktasında hızlı hareket etmek zorunda kaldık. Entre Campos’tan 20 dakika arayla gece 01.00’e kadar Sintra’ya tren (Tren hep Linha 2-yani 2. hattan geçiyor) var. Yaklaşık 45 dakika sürüyor yolculuk. Sintra tren istasyonundan şehir merkezine yürümek mümkün-ki biz öyle yaptık- Ama yürümek istemezseniz tren istasyonundan 434 nolu otobüsü yakalayıp Palacio Pena’dan gezinize başlamanızı tavsiye ederim. Turistik gezi ayrıntılarına girmeden önce tren yolculuğumuzda yaşadığımız olayları anlatmadan geçemeyeceğim. &lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/238158/Trende....jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/238210/Trende....jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şansımıza 28 Ekim CP (TCDD’nin Portekiz versiyonu)’nin kuruluşunun 150. yıl dönümüymüş. O yüzden o gün Portekiz içindeki tüm trenler ücretsizdi. Tabii biz bunu ancak gişeden bilet almak için sıraya girdiğimizde öğrendik. Daha önce öğrenmiş olsaydık belki de daha uzak mesafede bir şehre giderdik. Siz normal bir günde Lizbon-Sintra-Cabo Da Roca-Cascais-Lizbon turu yapmak isterseniz bu hat için özel olan günlük limitsiz tren+otobüs bileti almanızı tavsiye ederim (Ücreti 12-14 euro civarı. Burayı bir turla gezmek isterseniz yaklaşık 40-50 euro istiyorlar ki bence değmez, kendinize güvenin ve yola tursuz çıkın derim). Bu bileti sanırım tren istasyonundan alabilirsiniz. Biz trenler bedava olduğu için bileti almadık ama trenler bedava olmasaydı biletleri ayrı ayrı almak daha pahalıya geliyor. Ayrıca bu turu bir günde yapmak istiyorsanız tavsiyem en geç 08.00 gibi Lizbon’dan yola çıkmanız olur. Biz Sintra’ya vardığımızda saat 12.00 idi, bu yüzden Cascais’de gezemedik, sadece bir yemek yedik. O yüzden bu postumda Cascais’i anlatmayacağım, orayla ilgili gözlemlerimi ilerki postlarımın birinde okuyabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trende yarı uykulu yarı heyecanlı 6 Türk yine tipik geyiklerimizi çevirirken gözüm karşı çaprazımda oturan bir adama takıldı. Bizi anlıyormuş gibi dikkatle dinliyor gibi görünüyordu. Bu Lizbon’da biz ne zaman Türkçe konuşsak etrafımızdakilerin “acaba bunlar hangi dilden konuşuyor” diye merak içinde bizi dinlediklerini hep farkederdik de bu adam sürekli Bilgehanla benim oturduğumuz tarafa bakıyordu. Neyse derdi neyse çıkar en sonunda ben geyiğe devam edeyim dedim kendi kendime. Yolculuk yarılanmıştı ki bu adamın çantasından bir lise defteri ve bir kalem çıkardığı gözüme takıldı. Herhalde günlük falan yazıyordur diye düşünüp dikkatimi yine bizim muhabbete çevirdim. 1-2 durak sonra adam inince oh be dedim, neyse elimizden bir kaza çıkmadan gitti artık rahat rahat geyiğe devam edebiliriz. Sonra bir baktım ki adamın kaltığı koltukta -ki bu Beril’in yanı oluyordu- bir kağıt var. Beril’e dedim baksana bir şu koltuğun üstündeki kağıtta ne yazıyor. O da ne kağıdı dedi. Dedim bir bak. Kağıda bakar bakmaz gülmeye başladı. Ben de ne yazıyor diye sordum. Meğer kağıtta e-mailini yazıp altına da İngilizce “I wait for You.” Yazmış. Şu Portekizli erkeklerin kızlara nasıl yazdıklarını bir daha görmüş olduk. Enteresandır ki Türkçe konuşuyor olmamıza rağmen İngilizce bildiğimizi düşünüp notunu İngilizce yazmış. Ayrıca tüm yolculuk sırasında ağzını açmayıp sadece bu notu bırakması da ayrı bir eziklikti ki normalde Portekiz Erkekleri bu kadar sessiz kalmaz direk “where are you from” diyerek muhabbete girerler. Bu olay Sintra gezimiz sırasında hatırlayıp çok güldüğümüz bir olay oldu. Adamın yazdığı notu bloguma koyup sizi de biraz güldürmeye karar verdim. Ama lütfen e-mail atmayın adama, yazıktır. &lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/877546/trende%20e-mail%20notu.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/423030/trende%20e-mail%20notu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/640037/28-10-2006%20022.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/974242/28-10-2006%20022.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;45 dakika yolculuk sonunda Unesco Dünya Mirası Listesinde bulunan Sintra’ya ulaştık. Trenden indikten sonra ilk ziyaret ettiğimiz nokta Sintra Tren İstasyonu’ndaki Turist Info oldu. Siz de mutlaka iner inmez buraya uğrayın. Buradaki görevliler ingilizce bildikleri için çok yardımcı oluyorlar. Buradan 1 Sintra haritası, bir 434 nolu otobüsün (Sintra-Palacio Pena-Sintra) ve bir de 403 nolu otobüsün (Sintra-Cascais) zaman çizelgesini alın. &lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/830397/sintra%20blog%20009.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/572459/sintra%20blog%20009.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Turunuza başlamadan önce zaman planlamanızı iyi yapın. Size tavsiyem Palacio Pena’dan başlayın, sonra merkezi gezin. &lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/834162/sintra%20blog%20004.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/337372/sintra%20blog%20004.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/324067/sintra%20blog%20002.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/431171/Sintra%2028-10-2006%20021.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/97854/Sintra%2028-10-2006%20021.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Biz de zamanımızı planladıktan sonra yürüyerek merkeze gittik. Yolumuz üzerinde Belediye Binasını (Camara Municipal) ve Moorish Çeşmesi (Fonte Mourisca) yı gördük. &lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/801453/28-10-2006%20028.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/744667/28-10-2006%20028.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yürüyüşümüz sırasında uzaktan gördüğümüz beyaz, koni biçiminde bacaları olan binanın Palacio National olduğunu öğrendik.&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/718886/28-10-2006%20027.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/14096/28-10-2006%20027.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Yakınına gittiğimizde eski ve bakımsız görünüşü bizi çekmediği için içine girmedik. Bu arada karnımız acıktığı için herkes kendine yiyecek bir şeyler bulma telaşına girdi. Sintra turistik bir mekan olduğu için Turistik Restoran arayanlar pek zorlanmayacaktır. Ama biz bütcesi kısıtlı olan Erasmus gençliği olduğumuz için kendimizi bir pastaneye attık. Ancak bu pastanede-ki bütün pastanelerde aynı şekilde- tuzlu yiyecek çeşidi çok azdı, olanlar da hep domuz etliydi. (Portekiz’de inanılmaz bir pastane kültürü olmasına rağmen bulabileceğiniz tuzlu çeşidi croissant ve bir iki çeşit domuzlu empanada ile sınırlı oluyor. İnsan ister istemez nerede bizim çeşit çeşit poğacalar, açmalar, simitler diyor...) Diğerlerini orada bırakarak ben Cerenle ara sokaklara yemek avına çıktım. Neyse ki peynirli sandviç yapan bir büfe bulduk da 2 euroya karnımızı doyurduk. Diğer kızlarla da Palacio National’in önünde buluşup orada karnımızı doyurduktan sonra Palacio Pena’ya gitmek için otobüs beklemeye başladık. &lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/433431/28-10-2006%20034.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/317013/28-10-2006%20034.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otobüse binişimiz bile maceralı oldu aslında. Önce otobüs ücreti gidiş dönüş 3,85 olduğu için acaba yürüyerek mi gitsek diye düşündük biraz. Sonra mesafe ne kadar bilmiyoruz diyerek binmeye karar verdik. İyiki de vermişiz. Eğer siz de sporcu değilseniz, enerjinize güvenmiyorsanız, bol vaktiniz yoksa sakın bu yolu yürümeyin! Daha sonra konuştuğum bir Türk arkadaş bu yolu yürümüz 1-1,5 saat sürmüş. Uzunluğu boşverin de bir noktada hep rampa tırmanıyorsunuz, ormanın arasından gidiyorsunuz. Otobüse binin adam gibi, oturarak yol manzarasının keyfini çıkarın derim. Otobüs bekleyen kalabalık bir grup vardı, bu grup İspanyol ergenlerden ve onların başında görevli 1-2 öğretmenden oluşuyordu. İlk otobüse binemeyince hırs yaptık, Türk’ün kalabalıktaki itiş kakış deneyimine güvenerek bu ergenleri delerek otobüse binebildik. Bindik ama oturamadık. Neyse biz en arkada kapının yanında giderken arkamızdaki iki İspanyol ergen muhabbet ediodu yuksek sesle. Ben dayanamayıp bunlara İspanyolca Sesinizi kesin dediğimde bunlar kızardı ve bir şey diyemeden sustular. Sonra da meraklı bir insan olduğum için İspanya’nın neresinden geldiklerini sorunca onlara, biri kızardı utandı ve cevap veremedi, diğeri de sıkılgan tavırlarla Endülüs dedi. Bu sorumdan sonra da biz inene kadar bi daha konuşmadılar... Her ne kadar kendi aramızda Türkçe konuşsak da evel allah voltran oluşunca İngilizce-Portekizce-İspanyolca çat pat Almanca anlayabilecek kıvama geliyor grubumuz.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/536236/sintra%20blog%20007.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/653871/sintra%20blog%20007.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Biz kalabalığa daha fazla dayanamayarak Moorish Castle durağında indik. Giriş için bilet almaya gittiğimizde öğrendik ki Mourish Castle+Palacio da Pena girişi 11 euro’ya mal olacak. Bu yüzden Kale’ye girmekten vazgeçip bir sonraki otobüsle Palacio da Pena’ya girmeye karar verip 7 euro’ya giriş biletimizi aldık (Maalesef öğrenci indirimi yoktu!).&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/166123/28-10-2006%20036.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/705914/28-10-2006%20036.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/198907/28-10-2006%20037.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/411153/28-10-2006%20037.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer otobüsün gelişini beklerken bari etrafta fotoğraf çekelim dedik. Tam ben Cerenle Seval’in fotoğrafını çekiyordum ki elinde valiziyle tıngır mıngır yürüyen (o ortamda valiziyle yürüyen birini görmek zaten başlı başına ilginçti. Dağ başında valiziyle yürüyen bir adam hayal edin...&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/572495/28-10-2006%20040.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/460822/28-10-2006%20040.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Nereden gelip nereye gittiği belli olmayan!) amca bana, istersen sen de geç üçünüzün fotosunu çekeyim diyince kabul ettik. Ama amca dijital foto makinesi kullanma özürlü çıktı. Fotoğrafı çekip makinayı bize verdikten sonra anladık ki amca deklanşör yerine power on/off düğmesine basarak makinayı kapatmış resmimizi çekeceğine. Bunu anladığımızda yine bayaa güldük, valizyle yoluna devam eden amcayı da tekrar çağırmak istemedik. Ben yine Cerenle Seval’in fotoğrafını çektim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Palacio da Pena’yı görünce büyülendik. Kendimizi bir masal kahramanı gibi hissettik. Sanki bir balkondan heran rapunzel çıkıp saçını uzatacak veya biraz sonra kül kedisi koşarak merdivenlerden inecek gibiydi. Bu büyülü şatonun arka avlusunun manzarası nefes kesiciydi. &lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/775202/28-10-2006%20084.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/138495/28-10-2006%20084.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Fotoğraf çekmeye doyamadık. &lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/938032/28-10-2006%20067.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/292642/28-10-2006%20067.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sarayın içinde de zamanın kral ve kraliçesinin odaları mevcut. İç mekanlarda &lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/122535/28-10-2006%20066.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/75179/28-10-2006%20066.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;fotoğraf çekmek yasak olduğu için bu bölümlerin resimlerini&lt;br /&gt;koyamıyorum. Yaklaşık 2 saatimizi burada geçirdik. Cabo Da Roca’ya gidecek otobüsü beklerken kızlar Sintra’nın meşhur QUEIJADAlarından denemeye karar verdiler. &lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/39153/28-10-2006%20101.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/257466/28-10-2006%20101.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Queijada güya bir tatlı çeşidi olmakla birlikte bizim irmik tatlısının tatsız versiyonu gibi. Yani çok meraklıysanız alın deneyin ama bizim 6 kişilik gruptan seven çıkmadı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masallar diyarı Sintra’yı arkamızda bırakıp Cabo Da Roca’ya doğru yol aldık. Sintra-Cabo Da Roca arası otobüsle yaklaşık 37 dk. Romantizmi iliklerinizde hissedebileceğiniz bu nokta Avrupa Kıtasının En Batı Ucu. Burası... Toprağın bittiği, Denizin Başladığı Yer... (demiş Camoes)... Resimden mekanın tam koordinatlarını da görmeniz mümkün.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/65723/28-10-2006%20110.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/959622/28-10-2006%20110.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/595548/DSC01011.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/751713/DSC01011.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Manzara zaten nefes kesici. Ortamdaki fener de ayrı bir hava katıyor. Biz oradayken kutlama yapan bir grup vardı. Neyin kutlamasını yaptıklarını öğrenemedik ama bayanlar saten gece elbileri ve topuklu ayakkabılar (ki orada nasıl yürüyorlardı aklımız almadı), erkekler takım elbise, çocuklar da onların mini versiyonu gibi giyinmişlerdi. Yetişkinlerin elinde de şampanya kadehleri vardı. &lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/649679/DSC01010.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/228324/DSC01010.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/612489/28-10-2006%20116.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/898833/28-10-2006%20116.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Eğer macera ruhluysanız, hava da müsaitse kıyıya dik inen daracık patikaları takip ederek deniz kıyısına inip oralardaki saklı plajları keşfedebilirsiniz. Bu biraz tehlikeli bir macera ve sanırım çıkışı inişinden daha zor olur. Biz bu kadar maceracı değildik. Ancak yurttaki portekizli bi arkadaşım bu dediğimi yapmış ve bana çektiği fotoğrafları gösterdi. Gerçekten güzeldi fotoğraflar. Ama yine de kısıtlı bir zamanda bence yapılacak bir şey değil... O yüzden yapamazsanız üzülmeyin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönüş yolunda kullandığımız otobüs şöförü de bize İstanbul’daki minibüs şöförlerini hatırlattı. Bir ara öndeki arabayla dalaşmaya başladı. Otobüs arabayı sollamaya çalıştıkça araba gıcıklık yapıp önünü kapatıyordu. En sonunda bir noktada otobüs arabayı sıkıştırdı ve iki araçta durdu. Otobüs şöförü arabanın sürücüsüne bağırmaya başladı. Tabii bu noktada biz bir şey anlamadık. Kızların önünde oturan Brezilyalı bir çocuk vardı (ki ben onun başta Yunanlı olduğunu iddia etmiştim) o da bize durumu açıkladı. Anlattıkları bize hiç yabancı gelmedi. Ama Türkiye’de olsaydı şöförler çoktan aşağıya inip birbirlerine girmişlerdi bile... Bu arada Brezilyalı arkadaş Avrupa’da interrail yapıyormuş, otobüsle Cascais’e giderken de bir defter çıkardı. Biz defteri görünce kızlarla bakışıp gülüştük (malun Sintra Treninde yaşadığımızı hatırladık). Sonra çocuk güldüğümüzü görünce bize açıklama yapma ihtiyacı duydu sanırım. Maceralarını aktardığını söylediği günlüğünü yazdığını söyledi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her dakikasında bir rüyadaymışız gibi hissettiğimiz turistik gezimizi Cascais’deki alışveriş merkezinde yemek yiyerek bitirdiğimizde hepimizde mutlu bir yorgunluk vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Portekiz toprağına ayak basacak bir insansanız, Sintra ve Cabo Da Roca’yı görmeden bu ülkeden ayrılmamalısınız. Pişman olmayacağınızı garanti edebilirim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34807828-117008224886090141?l=portugalisoydum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/feeds/117008224886090141/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34807828&amp;postID=117008224886090141' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/117008224886090141'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/117008224886090141'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/2007/01/masallar-diyari-sintra-ve-romantizmin.html' title=''/><author><name>Billur</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09937330888400406819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-soarlIYtYVo/TiXMwdmKAHI/AAAAAAAAA7M/eAuilzYa6i8/s220/profil%2Bnikah.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34807828.post-116657753624348396</id><published>2006-12-20T03:18:00.000+02:00</published><updated>2006-12-20T03:54:27.576+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;Tesadüfler ve Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonu&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Kısa bir aradan sonra sonunda yeni bir post ile maceralarıma devam ediyorum. Bu postumdan sonra 2-3 hafta ara vereceğim, o yüzden bu süre içinde bir şeyler yazmazsam merak etmeyin. Portekiz'i bitirmeden İspanya turuna çıkmış olacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün msn'de Braga'da erasmus yapan AFS'li arkadaşım Günnur'dan öğrendim ki Lizbon'daki Türkiye Büyükelçiliği 27 Ekim günü 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı resepsiyonu verecekmiş ve de Braga'daki erasmuscuların tümü Lizbon'a gelecekmiş. Türk insanı görme hasretiyle yanan bendeniz bu fırsatı kaçırır mı hiç! Hemen büyükelçiliği aradım, sağolsunlar büyükelçiliğe gel davetiyeni al dediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyükelçiliğe gitmeden önceki akşam bir gün yine sinir bozucu portekizce kursundan çıkmış evime doğru yol almıştım. Marques Pombal metro çıkışından çıkar çıkmaz ne göreyim... Üzerinde Türkiye Milli Takımı eşofmanı olan bayanlı erkekli bir takım. İçim bir anda milliyetçi duygularla doldu ve hemen takımdaki bayanlardan birinin yanına yaklaşım pardon siz ne takımısınız diye sordum. Bayan sporcumuz Lizbon'da birinin yanına gelip Türkçe konuşmasından mı dumur oldu, yoksa yabancılarla konuşmayan birimiydi bilemiyorum ama o cevap vermeden etrafım zaten diğer bay sporcular, takım sorumluları ve antrenörlerle doldu. Meğer bizim Kickboxing milli takımı Avrupa Şampiyonası için Lizbon'a gelmiş. Grubun rehberliğini geçen sene burada Erasmus yapmış, sonra burda kalmış, halen de Universidade Nova de Lisboa'da İspanyolca öğrenmeye devam ettiğini söyleyen bir arkadaştı. (O an soramadım ama İspanyolca öğrenmek Lizbon'da kalmak için bir bahaneydi herhalde, yoksa burada İspanyolca öğrenmenin mantığını algılayamıyorum! İspanya'ya gitmek dururken!) Takıma da söyledim cumhuriyet balosunu ama maçları olduğu için gelemediler. Beni maçlarına davet ettiler ancak 1 gün giriş 25 euro olduğu için gidemedim. Nasıl sonuç aldıklarını da takip edemedim. Takım sorumlularıyla ayaküstü nerelisin (Bir amca büyükçekmeceliydi bi onun nereli olduğunu unutmamışım hehe), ne yapıyorsun muhabbeti yaptıktan sonra yanımda makina olmadığı için fotoğraf çekmeden oradan uzaklaşmak zorunda kaldım. Tam zamanında uzaklamışım çünkü sonra yağmur yağmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün bizim büyükelçiliğe gittim. Büyükelçiliğimizin adresi: Avenida Das Descobertas 22, Restelo... İnternet Sayfası: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.devletim.com/git.asp?link=3746"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;http://www.devletim.com/git.asp?link=3746&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;2 otobüs çok yakınından geçiyor. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/996186/Cascais%20Turk%20Yemei%20003.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/88239/Cascais%20Turk%20Yemei%20003.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Biri 723 (ki bu marques pombal'den geçiyor) diğeri de 732&lt;br /&gt;numaralı otobüs.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/650376/ibrahim%20bey.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/409096/ibrahim%20bey.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;Sağolsun büyükelçilik görevlilerinden İbrahim bey çok yardımcı oldu. Gitmişken ağız tadıyla yarım saat kadar muhabbet de ettik. Ceren, Seval ve kendim için davetiye alıp okulun yolunu tuttum. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/114349/Cupid%20Resepsiyon%20Davetiye.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/44704/Cupid%20Resepsiyon%20Davetiye.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okul çıkışında Braga'dan gelen Türk grubuyla buluşup onlara az da olsa Lizbon'u tanıtmaya çalıştım. Ancak onları gezdirirken anladım ki Lizbon'un restoranlarını ve muhabbet edilip içilebilecek mekanlarını pek bilmiyorum (sonradan biraz biraz öğrendim. Ama restoranlar konusunda hala biraz çaylağım çünkü genelde evde yemek yapmayı ve yemeyi tercih ediyorum). &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/828/29ekimoncesi%20bragadan%20turkler%20geldi.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/470744/29ekimoncesi%20bragadan%20turkler%20geldi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık 10 kişi D'alma Lounge'ı doldurduk (bu mekanla ilgili ayrıntılar daha önceki bir postumda mevcut). Gittiğimiz saatten midir bilinmez bizden baska kimse yoktu mekanda, alt katı da kapalıydı. Biz bize eğlendik, sohbet ettik...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/497790/Resepsiyon%20Giris.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/907362/Resepsiyon%20Giris.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün Palacio Foz'daki Cumhuriyet Resepsiyonuna gittik. Palacio Foz'un içi gerçekten güzeldi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/741095/Resepsiyon%20Ortami.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/644990/Resepsiyon%20Ortami.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/741095/Resepsiyon%20Ortami.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Resepsiyon ortamı çok resmiydi, diğer büyükelçiliklerin temsilciler, NATO'da görevli Türk askerleri ve eşleri, Portekiz'de yaşayan az sayıdaki Türk (aldığım bilgilere göre Portekiz'de toplam 250 civarı Türk yaşıyormuş.) Biz 12 öğrenci olarak resepsiyonun küçük odasında takıldık.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/79022/cumhuriyet%20resepsiyonu.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/607119/cumhuriyet%20resepsiyonu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/363585/Resepsiyon%20Gulu%20Billur.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/501224/Resepsiyon%20Gulu%20Billur.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulaklarımız bir İstiklal Marşı, 10. yıl Marşı, açılış konuşması falan aradı ama hiç birini duyamadık. Tam bir kokteyl havası mevcuttu. Türk Erasmuscuların sevindiği an ise yemek olarak ikram edilen Yaprak Sarmaları, Pide arası Döner ve Tabii ki Şekerpare idi. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/338365/Sekerpare.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/542785/Sekerpare.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Dönerin tadı bizim dönerlere pek benzemese de 1,5 aylık hasretimizi biraz olsun dindirebildik. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/256716/Seval%20Ceren%20Doner%20uclusu.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/125179/Seval%20Ceren%20Doner%20uclusu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Dönerler Ali Baba adlı büfeden geliyordu. Aynı akşam büfenin yerini keşfettik.&lt;br /&gt;Tam adresi ve telefonu:&lt;br /&gt;R Palma 25-r/c, Lisboa 1100-390 LISBOA&lt;br /&gt;218 873 337&lt;br /&gt;Martim Moniz'de ismini hatırlayamadığım büyük bir otelin karşısında kalıyor. Büfe çok küçük, yemek yiyen tipler de korkutucuydu. Ama yine de korkmadık, vatan toprağıdır diye girdik. İçeride sadece yarım yamalak türkçe konuşan biri vardı. Diğer çalışanlar hep orta doğu idi. Sahipleri Türk (Çetin-Metin Kardeşlerle tanışamadık gerçi). Büfenin duvarlarında Türkiye Posterleri ve Türk Bayrağı görmek güzeldi.&lt;br /&gt;Büfenin speciali lahmacun arası döner. Sanırım 5 euro idi. Pide arası döner ve kola da 5 euro'ya tekabül ediyordu. Ali Baba Lizbon merkezde bulunan tek türk büfesi olmakla beraber ilerleyen postlarımdan birinde size nefis bir türk lokantasından bahsedeceğim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Ali baba çıkışında bir kapkaççının elinde bir çantayla koştuğunu ve yaşlı bir turist amcanın onu yavaş çekim kovalayışına tanık olduk ve üzüldük. Eğer Martim Moniz ve Rossio civarına hava karardıktan sonra giderseniz dikkatli olun derim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Yemekten sonra kalmaları için zorla ikna ettiğimiz Günnur-İtü'li Bilgehan-Beril'i Bairro Alto'da Spot adlı bara götürdük. O akşam Bairro Alto'ya Kanım ısınmaya başladı...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Bir sonraki postumda size masal gibi Sintra'dan ve oradaki maceralarımızdan bahsedeceğim. Biraz sabırlı olun. 3-4 hafta çabuk geçiyor buralarda...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;İspanya Maceramda bana şans dilemeyi de unutmayın!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Ate Logo!&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34807828-116657753624348396?l=portugalisoydum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/feeds/116657753624348396/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34807828&amp;postID=116657753624348396' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/116657753624348396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/116657753624348396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/2006/12/tesadfler-ve-cumhuriyet-bayram.html' title=''/><author><name>Billur</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09937330888400406819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-soarlIYtYVo/TiXMwdmKAHI/AAAAAAAAA7M/eAuilzYa6i8/s220/profil%2Bnikah.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34807828.post-116553697527906109</id><published>2006-12-08T01:54:00.000+02:00</published><updated>2006-12-08T02:51:15.853+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;Lizbon'da Clubbing ve Ertesi Gün...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;Yine yazmaya ister istemez uzun bir ara vermişim. Aslında sorunum zamansızlık değil, zamanı iyi kullanamama. Şu internetin başına bir oturdum mu 2-3 saat milletle msn'de chatleşerek geçiyor. MSN ve Youtube olmasa burada hafta içi geceler nasıl geçerdi bilemiyorum. Hafta sonu geceleri ise gayet te internetsiz olarak eğlenceli ve hızlı geçebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu postumda anlatacaklarım 20-21 Ekim'de yaşandı aslında. Yani nereden baksanız 1,5 ay geriden gidiyorum. Umarım bir gün ara kapanacak. Azimli olmak lazım. Bu blogu okuyup olumlu geri bildirim verenler sayesinde yazma şevkim artıyor aslında. Bir de daha fazla insan yorum bıraksa daha da mutlu olacağım aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir cuma gecesiydi, eski oda arkadaşım olan yurttaki en iyi arkadaşım olan Cristina ortamlara akalım, bayanlara hem giriş hem de ilk 4 içki bedava dediğinde inanamamıştım. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/757372/01-10-06%20001.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/609974/01-10-06%20001.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu fotoğrafta gördüğünüz Cristina. Yurtta ingilizce konuşabildiğim tek insan. Diğerleriyle portekizce anlaşmak daha kolay :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geceye 10 civarında damar MP3lerle başladık. Burada fasıl ve rakı-meze ortamı (ki ben rakı sevmem aslında) olmadığı için BU AKŞAM BÜTÜN MEYHANELERİNİ DOLAŞTIM İSTANBUL'un ve AGORA MEYHANESİ eşliğinde kırmızı şarabımızı yudumlayarak şerefe yapmak çok eğlenceliydi. Şaraptan pek anlamam, süpermarkete gittim yaklaşık 3 euro'ya 1 tane Minho (portekiz'in kuzeyi) kırmızı şarabı aldım. Biraz koyu renkli ve asitli bir şarap gibiydi ama 2 kişi 1 şişeyi bitirdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reina-Laila kıvamındaki clublara girmek için 1. kural şık giyinmek (Şık dediysem de Türkiye standartında değil, Portekiz standartında şık, aman ha abartı kaçmayın). Cristina yandaki resim gibi giyindi ama t-shirt'ü siyahtı. 2. kural ise kapıda duran kişinin sizin yüzünüzü tanıması. Turist olmanız sizi 1-0 yenik başlatıyor. Türkiye'de turittir para harcar mantığı geçerli olduğu için neredeyse her yere girerler. Maalesef bu Lizbon'da pek işlemiyor. Türk grubu olarak da bizzat başka bir club olan KAPITAL'e girmeyi deneyip havamızı aldığımız gece bunu test ettik onayladık (bu macerayı ilerleyen haftalarda daha ayrıntılı anlatacağım.) O yüzden sosyetik club alemlerine akmak istiyorsanız mutlaka o alemlerin yabancısı olmayan bir portekizli yanınızda bulundurun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cicilerimizi giyip makyajımızı da yaptıktan sonra, beleş öğrenci usulü cartao vivalarımızı kapıp gece 24.40 otobüsünü yakaladık (Lizbon'un bu yanını çok seviyorum gece 1 de bir kız tek başına otobüse binebiliyor, kimse rahatsız etmiyor... Gece 1den sonra akşam otobüslerinde biraz daha dikkatli olmak, arkaya oturmamak gerekiyormuş. Bunu da İhsan'ın telefonunu çaldırma deneyiminden öğrendik. Zaten gece 1 den sonra da otobüse binilmez, taksi maksimum 5 euro yazıo eğlence ortamlarından yaşadığım yere. Bir uçtan diğer uca da 10 euro falan yazar herhalde). Sosyetik Club'lar Santos civarında, Avenida 24 de Julho üzerine sıralanmış. Ponte 25 de Abril (Golden Gate benzeri olan köprü) yakınlarında liman kıyısında ise yanyana sıralanmış bir sürü club mümkün. Bizim gittiğimiz de buradaki barlardan biri olan DOCK's idi. Maalesef o gece foto. Mak. götürmediğim için resim yok. Ama ortamı merak ediyorsunuz web sayfasının adresi: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.docksclub.com"&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;http://www.docksclub.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oraya vardığımızda saat 01.00 civarındaydı ve içerisi henüz boştu. Girişteki bayan Cristina'ya içeri girerken üzerimdeki montu çıkarmamı söylemiş (tahmin edersiniz ki montum spordu). Allahtan vestiyer 1 euro idi de sorun çıkmadı. Bedava içki kuponlarımızı alıp içeri girdiğimizde ilk durağımız tabii ki bardı. Cristina viski kola içerken ben de ananas votka tercih ettim. Bu bedava içki olayını abartmışlar. TR'de olsa maksimum 1 bira ya da 1 votka bedava olur. Burada bir tek redbull votka vermediler kuponla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada bedava içki dedim de öyle her gün bedava değil, her salı Ladies' Night, her cuma Women's Night. Aradaki farkı ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Erkekler içinse giriş ya 10 ya da 12 Euro ve sanırım 4 içki dahil. İçerideki ortam çok kaliteydi, zaten herkes birbirini tanıyor. Asılan, rahatsız eden yok. Bar çevresinde piyasa yapanlar da var kendi çapında dans edenlerde. Ayrıca bu clubda gördüklerimden sonra Portekiz erkeklerinin boy ortalamalarıyla dalga geçmeme kararı da aldım. Gece 02.30'dan sonra mekan iyice kalabalıklaştı. Bi ara tıklım tıklımdı, wc kuyruğu 10 metreyi buluyordu :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 05.25 gibi Cristina'ya artık gidelim bak yarın erken kalıcam dedim, biraz mırın kırın etti ama neyse çıktık. Yattığımda sabah 6 gibiydi. Bir tek clublarda değil diğer ortamlarda da gece 5-6 gibi sonlanıyor bu Portekiz'de. Ertesi gün de herkes akşama kadar uyuyup yine 12 gibi kendilerini dışarı atıyorlar. Benim bünyem henüz 2gece üst üsteyi kabul etmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortamda çalınan müzik aslında benim pek de aşina olmadığım dans müzikleriydi. Çoğu portekizce dans-tekno müziği olmakla beraber arada eşantiyon kıvamında ispanyolca reggeaton çaldılar ki işte o anlar benim deli gibi dans ettiğim anlar oldu. Geceyi en son Cristina ve onun iş yerinden arkadaşı olan bir kızla kader tokuşturup türkçe ŞEREFE dediğimizi hatırlıyorum ki bu ŞEREFE onların da aklında öyle yer edinmiş ki Cristina ertesi gece çıktıklarında da ŞEREFE diyerek kadeh tokuşturduklarını anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün feci bir baş ağrısı ve akşamdan kalmanın verdiği yorgunluğa rağmen 11.00de uyanıp 12.00de Chiado'ya gittim, çünkü host abim (amerika'da yanında yaşadığım ailenin oğlu) eşi ve çocuklarıyla birlikte Lisbon'dayı ve o gün ABD'ye geri döneceklerdi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/950010/chips%20fam%20billur.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/676779/chips%20fam%20billur.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/688788/Chineese%20Lunch.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/593025/Chineese%20Lunch.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;&lt;br /&gt;Chip ve Bonnie'yi en takdir ettiğim olay 2 küçük çocuklarıyla kıtalararası seyahate çıkmış olmalarıydı. Önce Londra'ya ordan da Lizbon'a gelmişlerdi. Zig 2,5 yaşında Ila isimli küçük kızları ise henüz 7 haftalıktı. Türkiye'de olsa bırakın kıtalararası ziyareti bebeğin 40 ı çıkmadan evden çıkamaz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chip ve ailesiyleyken yaşadığım en ilginç olay ise Çin Restoranında gerçekleşti. Bonnie çorba kıvamında olan makarnalardan istiyordu. Önce garsona İngilizce anlatmaya çalıştık, ki garson çinli malum. Doğal olarak anlamadı ne söylediğini. Sonra ben çat pat Portekizce sormayı denedim yine işe yaramadı. En son Bonnie çince (ki Mandarin ve Cantonese var, sanırım Mandarin) biliyor musun diye sordu. Evet deyince hayat birden kolaylaştı. İlk defa gittiğim bir çin lokantasında çince sipariş verilmesine şahit olmuş oldum. Bir de Bonnie Çince konuştuğu için tüm garsonlar bizim masaya daha sempatik bakmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada gittiğimiz çin lokantası Armazems do Chiado'nun en üst katındaki yerdi. Ben pek beğenmedim. O yüzden tavsiye edemeyeceğim. Armazems do Chiado, Chiado'nun hayat kurtarıcı mekanı, gerek ücretsiz wcleri olsun, gerek Mc Donald's'ı bir ara en sık uğradığımız mekandı. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/1600/934144/IMAG0011.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3577/3861/320/794205/IMAG0011.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt; Bu postu burada bitirirken bir kaç club ismi vermek istiyorum. Merak edenleriniz google da arayarak eminim daha ayrıntılı bilgiye ulaşabilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;1- Dock's&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;2- Docas&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;3- Lux&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;4- Blues&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;5- Queen's&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;6- Kapital&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;Ayrıca Portekiz gece hayatı için bkz: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.portugalnight.com"&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;http://www.portugalnight.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;İyi Eğlenceler!!!&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34807828-116553697527906109?l=portugalisoydum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/feeds/116553697527906109/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34807828&amp;postID=116553697527906109' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/116553697527906109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/116553697527906109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/2006/12/lizbonda-clubbing-ve-ertesi-gn.html' title=''/><author><name>Billur</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09937330888400406819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-soarlIYtYVo/TiXMwdmKAHI/AAAAAAAAA7M/eAuilzYa6i8/s220/profil%2Bnikah.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34807828.post-116395979242651557</id><published>2006-11-19T19:42:00.000+02:00</published><updated>2006-11-19T21:39:14.513+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;LİZBON'DA TURİSTİK GEZİ Part 2&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;En son Graça'da kalmıştık sanırım. Feira da Ladra'dan Graça'daki klisenin ordaki açık hava cafe'sinde bira içmemizi sözlükten bir yazar önermişti. Biz de onun sözünü dinleyip gidelim bakalım dedik. Ancak tam olarak nasıl bir yerle kaşılaşacağımızı da bilmeden karınlar da çok aç yola koyulduk. Elimizdeki haritaya bakıp bulunduğumuz yerden oraya nasıl gideceğimizi bulmak biraz zamanımızı aldı. Ama bu sefer kimseye sormadan, tamamen içgüdüsel olarak, yeri bulduk.&lt;br /&gt;Burası çok güzel bir manzarası olan bir yere konumlanmış (tam Graça'daki klisenin orası) bir çay bahçesi gibi. Güzel havalarda manzaraya yakın yeri bırakın herhangi bir yerde boş masa bulmak zor. Buraya sarı-nostaljik-tramvaylarla gidilebiliyor (numarası ya 18 ya 28 ama tam emin değilim, Chiado civarından Martim Moniz istikametine gidene binerseniz Graça Durağında inip birine sormanızı tavsiye ederim klise nerde diye).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açık hava cafesinde maalesef yiyecek çok çeşitli değil. Tost var bir de şanslıysanız empanada dedikleri tatlı veya tuzlu tartlar da bulabilirsiniz. İçecekler ise çeşitli-alkollü, alkolsüz allah ne verdiyse. Fiyatlar normal, yani İstanbul'daki boğaz çay bahçelerinden daha ucuzdur, 1 şişe bira 1,20 Euro, 1 tost 2,50 Euro (tostlar köy ekmeğinden yapılıo. Büyük ve lezzetli). Biz oraya gittiğimizde güneş batmaya başlamıştı. Aşağıdaki resimde gördüğünüz masalardan en sağdaki (çantası çapraz asılı kırmızı t-shirlü arkadaşın olduğu) bizim masamızdı. Diğer resimde de manzarayı görmek mümkün.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20063.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20063.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20059.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20059.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oraya kadar gitmişken kliseye girmemek olmaz dedik ve girdik. Çok da bir özelliği yoktu klisenin ama teknolojik dilek mumları dikkatimizi çekti. Para atıyorsunuz ve mumların ucundaki lambalar yanmaya başlıyor, ne kadar süreyle yanıyor bilemiyorum. Ama şahsen eski usül mum yakmacayı tercih ederim.&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20060.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20060.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20057.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20057.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lisboa e Muito Boa (Lizbon çok güzel) duvarı da hemen Graça Klisesinin Kapısının orda... Lizbon gerçekten güzel. Ama biraz lüksten hoşlanan, hafif kokoş bir tarzınız varsa aynı şeyi düşünmeyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Graça'da yaşadığımız asıl bomba olay şöyle gelişti. Pazar günü, bu blog aracılığıyla tanıştığım Zeynep Barcelona'dan Lizbon'a gezmeye gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün önce Graça'yı keşfetmişiz beğenmişiz hem&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/15.10.2006%20023.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/15.10.2006%20023.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;en onu da götürmeliyim diyerek orayı da rotamıza eklemiştim. Yine açık hava cafesinde oturuyoruz. Baktık bir dilenci AJUDA SENHORA (yardım edin bayan) diyerek yanımıza geldi( Lizbon'un dilencileri çok meşurdur ancak Nao dediğiniz zaman ısrarcı olmaz hemen uzaklaşırlar.) Zeynep biraz rahatsız oldu dilenciden ben de nao diyip gitmesini bekledim. Adam ısrarla gitmedi, ben de o sırada Zeynep'e Türkçe olarak ya bırak konuşmazsan, iplemezsen gidecek, bunlar hep öyle, Psikolojide taktik bu dur görmemezlikten geliceksin diye anlatıyordum ki ne zaman konuşmamız duraksadı, dilenci bize hafif bozuk bir TÜRKÇE ile siz İstanbul'dan mısınız? diye sordu. O an yaşadığımız dumuru anlatmam mümkün değil. Zeynep yaşadığı şok yüzünden bir şey diyemedi. Ben hemen toparlanıp İstanbul'dan olduğumuzu söyledim. Adam da hemen ben de Köstenceliyim (Romanya) buraya geldik ama Portekiz'de iş yok, çalışamıyoruz. O yüzden böyle yapıyorum falan dedi ama adam gayet ANLAŞILIR bir TÜRKÇE ile konuştu. Ben de Allah Kolaylık versin dedim en sonunda, o da saol diyerek uzaklaştı.&lt;br /&gt;Meğer adam bizim konuşmamızın bitmesini ve bizimle konuşmayı bekliyormuş. Adam uzaklaşınca Zeynep kendini kötü hissetti, yaa acaba para versemiydik falan dedi. Bu olay ikimiz içinde ilginç bir anı olarak hafızalarımıza kazınmış oldu böylece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Graça dışında Zeynep'le Elevador Santa Justa'yı kullandık. Burası Baixa Chiado'da bulunan bir asansör. Tepesinde bir Cafe var ama pahalı. Manzarası çok güzel. 1 çıkış 1.20, çıkış iniş 2.40. Cartao Viva'da Carris (otobüs) yüklüyse bedava, 7 collinas kartınızı da burada kullanıp kara gecebilirsiniz. Baixa'dan binip Largo do Carmo ve Carmo müzesine çıkıyorsunuz (ilk postumda buradan bahsetmiştim).&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/15.10.2006%20012.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/15.10.2006%20012.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20059.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/15.10.2006%20003.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/15.10.2006%20003.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Bu resimler asansörün durduğu kattan manzaralar. Meydan olan yerin adı Praça Do ROSSIO... Gece 10'dan sonra buralar pek tekin olmuyor. Etraf garip insanlarla doluyor. Dikkat etmek lazım. Levhanın altındaki resim de Ruinas do Carmo. Burası büyük depremde yıkılmış, sonra da otantik olsun diye bir daha yenilememişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/15.10.2006%20010.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/15.10.2006%20010.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/15.10.2006%20004.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/15.10.2006%20004.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; Üstteki levhada&lt;br /&gt;Lisbon will always stay more beautiful diyor. Ama gelin görün ki şehrin genel de hırpani, kirli, eski, yorgun bir görünümü var. Ama biz onu böyle seviyoruz. :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Belem'e de gittik. İlk defa Mosterio das Gerenimos (yanlış yazmış olabilirim idare edin) şapel kısmına girdim. Dışı kadar nefes kesici bulmadım. Sonra Arkeoloji Müzesi'ne gittik. İçerde fotoğraf çekmek yasak olduğu için bu posta ekleyemiyorum. Müze yine Mosterio'da. Giriş 26 yaşından küçüklere 1,50 euro, büyüklere 3,00 euroydu sanırım. Güzel mozaikler var. Mısır odası çok kötü kokuyor. Vaktiniz varsa gidin derim, ama 3-5 günlüğüne Lizbon'a geldiyseniz boşuna vakit kaybı diyebilirim. İstanbul'daki ve Ankara'daki arkeoloji müzeleri kesinlikle daha güzeldir... &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/15.10.2006%20022.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/15.10.2006%20022.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/15.10.2006%20015.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/15.10.2006%20015.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Şimdilik Lizbon'daki turistik gezimize burada ara veriyoruz. Yaşamaya devam ediyoruz. Bundan sonra farklı konseptlerdeki maceralarım devam edecek... Daha gezilecek çok yer var...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34807828-116395979242651557?l=portugalisoydum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/feeds/116395979242651557/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34807828&amp;postID=116395979242651557' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/116395979242651557'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/116395979242651557'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/2006/11/lizbonda-turistik-gezi-part-2-en-son.html' title=''/><author><name>Billur</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09937330888400406819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-soarlIYtYVo/TiXMwdmKAHI/AAAAAAAAA7M/eAuilzYa6i8/s220/profil%2Bnikah.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34807828.post-116361288675340041</id><published>2006-11-15T19:47:00.000+02:00</published><updated>2006-11-15T20:14:00.120+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;LİZBON'DA TURİSTİK GEZİ&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;PART-1 &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Lizbon'a geleli nerdeyse 1 ay olmuş, üşenmeyip Porto'ya bile gitmişiz, yaşadığımız şehri daha bilmiyoruz ayıp dedik. Kalktık 7 Erasmuscu Türk genci Lizbon'daki ilk grup turistik gezimize başladık. Lizbon'da turist olmak nasıl bir hismiş yaşamaya çalıştık. Aşağıda gördüğünüz resimdeki herkes YTÜ'lü, turistik gezimizin erkekleri YTÜ makina müh.'den, kızlarımız (ben hariç) mimarlıktan turumuza katılıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20035.0.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20035.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20015.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20015.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk durağımız Castilo Sao Jorge idi. Buraya yürüyerek de gidilebildiği gibi ( ki ben tavsiye etmem baya bir yokuş) Praça Figuera'dan (Metro Yeşil Hat Rossio Durağında) 37 numaralı otobüs (Numarayı yanlış hatırlıo olabilirim Castilo yazması lazım gideceği yer olarak) sizi girişine kadar bırakıyor. Buraya giriş tam 5 euro, öğrenci 2,5 euro. Lizbon'da yaşayanlar içinse bedava. Eğer Lizbon'da erasmus yapıyorsanız Cartao Viva'nızı ve Üniversite kimliğinizi göstermeniz biraz da çat pat Portekizce konuşmanız gerekebilir bedava girişten yararlanmak için. Grupta sadece kızlar bedava girdi, diğer arkadaşlar Lizbon'da yaşadıkları halde bedava girişten yararlanamadılar, nedenini anlayamadık!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kale'nin manzarası çok güzel. Lizbon'un önemli meydanlarını görebiliyorsunuz. Tercihen yağmur yağmayan ve bulutsuz bir havada gidin, hatta yanınızda şarap götürüp manzaraya karşı için. Biz götürmedik, pişman olduk. Sonra manzaraya karşı kadeh tokuşturanları görünce içimiz gitti...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20012.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20012.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20011.0.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20011.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukardaki manzaralar kaledeki manzaranın iki açısı. Kalede yaklaşık 1,5 saat harcamışızdır. Önce japonlar gibi her köşenin fotoğrafını çektik, sonra farklı kısımlarına tırmandık. Ben gruba hadi artık feira da ladra'yı kaçırcaz demeye başladığımda Seval de yaa evet sıkıldım ben artık gidelim dedi. Bunun üzerine de ben tam bir TÜRK mantalitesiyle (geyikle karışık) hakkaten her yer aynı taş, yetmedi mi gençler 1,5 saat gezmek dedim...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20029.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20029.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20027.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20027.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kale çıkışına yakın bir yerde ilginç bir amca konumlanmıştı. Bu amca farklı ülkelerinin demir paralarının içini oyup motiflerini ortaya çıkartıyordu. Biz de baktık Türk parası var mı diye, bulamadık. Amcaya sorduk amca var dedi, hatta gösterdi. Biz aa bu diil türk falan derken arkasını çevirdi ve gördük ki ESKİ kuruşlardan. Yani benden daha yaşlı bir para... Sonra bir de eski 5000 tl gördük, laleli olanlardan. Amcaya 1YTL verelim dedik ama 7 kişinin hiç birinden YTL çıkmadı. Bizden sonra giden Türk arkadaşlar bırakmışlar ama... Gittiğinizde büyük ihtimal YTL görebilirsiniz. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20038.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20038.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20039.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20039.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kale içinde bir çok sanatsal ürün satış standlarıyla karşılaşabilirsiniz, bu abi de resim satıyordu, çaktırmadan fotosunu çektim.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20016.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20016.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kale'den çıkıp ana yolda sola dönünce orda başka bir MİRADOUR (gözlem/manzara yeri) ile karşılaşıyorsunuz. Orda da durup 1-2 Poz çektik. Miradour'dan sonraki durağımız ALFAMA'dan geçip FEİRA DA LADRA'ya ulaşmaktı...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20043.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20043.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20040.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20040.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Alfama Lizbon'un eski bölgelerinden biri. Daracık sokaklar, kırık dökük evler, balkonlardan sarkan beyaz çamaşırlar... İlginç enstantaneler yakalamak mümkün. Kale'den buraya yürüyerek inilebilir, ama biraz daha nostaljik takılmak isterseniz Chiado/Praça Figuera'dan 28 numaralı nostaljik tramvaya binebilirsiniz...Bu tramvay turist kaynıyor olmakla birlikte yan kesicilerin en çok kazanç sağladığı ulaşım aracı olduğu için biraz paranoyak olmakta yarar var.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20045.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20045.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20046.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20046.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Nostaljik Sarı Tramvay Alfama Sokaklarında...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Tipik Bir Alfama Sokağı... Bayram değil, seyran değil ama bir çok evde bayrak görmek mümkün bu bölgede... &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Feira Da Ladra Lizbon'un Bit Pazarı, Salı günleri sabahın köründen öğlen 1 e kadar, Cumartesileri de yine sabahın köründen akşam 17.30-18.00 e kadar. Bu arada unutmadan söylemem gerek, Lizbon'un turistik haritası biraz dandik. Sokaklar o kadar daralıyor ve iç içe geciyor ki ya yollarda gördüğünüz teyzelere, amcalara sormak, turist tipli insanların peşine takılmak, ya da istanbulluysanız yer yön bulma içgüdünüze güvenip yolu takip etmek gibi 3 seçeneğiniz var bu bölgeleri gezerken. Biz kırık Portekizcemizle yolda evinin önünde oturan yaşlı bir Portekizli teyzeye sorduk mesela...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20048.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20048.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20051.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20051.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Feira da Ladra'dan alışveriş yapmadık. Pazarın girişinde paso nepal-hindistan işi giysi satılıyordu ve fiyatlar İstanbul'dakine göre biraz daha pahalıydı sanki. İçlere doğru ilerledikçe esas bit pazarıyla karşılaştık ki buradaki tipler de bize biraz ürkütücü geldi. O yüzden hiç bir şeye alıcı gözle bakmadan hızlı hızlı gezindik. Bir de grubun bir kısmını kaybettik, o yüzden onları bulalım diye de acele ettik. Ancak sonradan öğrendiğime göre sıkıcı Lizbon gecelerinizin eğlencesi olabilecek DVDleri buradan pazarlık yaparak ucuza alabilirmişsiniz...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20052.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20052.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20050.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20050.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;İlk Lizbon Turistik gezimiz burada bitmedi tabii ki, bundan sonraki durak GRAÇA (gırasa olarak okunuo) idi. Ancak oradaki maceraları ve geri kalanını bir sonraki posta saklıyorum ki merak edip geri dönün :)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;ARKASI YARIN! Inınınınnnnnn................&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34807828-116361288675340041?l=portugalisoydum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/feeds/116361288675340041/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34807828&amp;postID=116361288675340041' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/116361288675340041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/116361288675340041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/2006/11/lizbonda-turistik-gezi-part-1-lizbona.html' title=''/><author><name>Billur</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09937330888400406819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-soarlIYtYVo/TiXMwdmKAHI/AAAAAAAAA7M/eAuilzYa6i8/s220/profil%2Bnikah.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34807828.post-116316862514828795</id><published>2006-11-10T15:55:00.000+02:00</published><updated>2006-11-10T16:50:14.070+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;Aksilikler Haftası Ve Lizbon'da Toplu Taşıma...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Lizbon'da her şey güzel gidiyordu. Tam da diyordum vay be şehre bak, büyük şehir ama aksilik yok. Şansım iyi gidiyor. İşte o kötü hafta geldi çattı. Bir de gizli bir kural var, herkes bilir... Bir şey aksi gitmeye başladı mı her şey üst üste gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazartesi saat 09.00'da kapımın şiddetle çalınması ile uyandım. Portekizli olmadığını anladığım bir kızın Portekizce ben senin yeni oda arkadaşın demesiyle uyandım gibi bir şey. Sonra ben ona ingilizce burası senin odan olmayacak çünkü beni odamdan attılar ben de birazdan karşı odaya taşınacağım dedim. Sonra işte o kız Rus çıktı ve sanırım 2 hafta oda arkadaşım oldu. Onunla ilgili yorumlarımı daha sonraya bırakıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse apar topar odamdan taşınmaya başladım. İlk kaldığım oda yurdun en güzel 2. odasıydı. Burda yazılı olmayan kurallara göre dönem başı olan Ekim ayının ilk haftası yurttaki daha kıdemli kişiler istedikleri odaya geçebiliyormuş. Benim odamı da 4. sınıf öğrencisi olan 2 kız istemiş. Ben hemen odamı vermek istemedim tabii, gittim yurt müdürlüğündeki sorumluyla da konuştum ama yapacak bir şey yok deyince pes ettim. Oysa ki o kadar da alışmıştım ilk odama. Eski oda arkadaşım yurdun en kıdemlisi olduğu için o da tek kişilik odaya geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni odam eskisinin tam karşısında. Diğerine göre biraz daha küçük, direk balkona çıkan bir kapısı var (pencere yok, dolayısıyla havalandırmak icin tüm kapıyı açmak gerekiyor). Yeni oda arkadaşım da FACİA RUS kızıydı. Hadi bir erkek olsam belki sevinirdim, çünkü oda da yarı çıplak geziyor, yanımda çok rahat giyinip soyunuo falan. Ama bir bayan olarak bu kadar rahat olması bana itici geldi. Sonra her sabah en geç 6-7 arası uyanıyor. Vampirin tam tersiydi... Akşam 22.30'da uyuyup, sabahın köründe uyanıyordu. Ben buna ancak 5 gün dayandım ve en sonunda cumartesi sabahı yarı uykudayken patladım. Avazım çıktığı kadar bağırarak: YETER SENİN YUZUNDEN SABAHIN 6sında uyanmak zorunda DEĞİLİM, biraz daha ÇABA göster ses ÇIKARMAMAK İÇİN... EN son I AM SO PISSED diyerek uykuya döndüm. Sorasında da pek muhabbet etmedim kendisiyle böylece sevilmediğini anladı ve 2. haftanın sonunda başka odaya taşınayacağını söylediğinde sevincimi göstermemek için kendimi zor tuttum. Önce o da karşı çapraz odaya geçti. Sonra baktı kattaki kimse onu sevmiyor, kimseyle muhabbet edemiyor (acaip itici bir kızdı, abuk subuk konuşma başlatır, 2 kişinin konuşmasına dalar, sonra da sinir edici sorular sorardı) bir hafta sonra da bir üst kata 3 kişilik odaya taşınmış... Allah mutlu etsin diyor rus kız faciasını kapatıp diğer aksiliklerle devam ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. aksiliği CARTAO VİVA alırken yaşadım. Bu kart İstanbul'daki mavi kart'ın eş değeri. Eğer 10 Euro verip Campo Pequeno (metro Sarı Hat) veya Carris Müzesinin olduğu yerdeki Carris Merkezi (Praça Figuera'dan 15 nolu Tramvay önünden geçiyor)'ne gidip almazsanız (buralardan urgente diyince ya aynı gunde ya da 1 gün sonra alabiliyorsunuz) 10 iş günü sonra elinize geçiyor (o zaman 6 Euroya mal oluyor). &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20viva.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20viva.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Unutkan anıma gelip normal bir metro istasyonundan başvurduğum için 10 gün sonra almak için gittim. Yaklaşık 25 dk sırada bekledim. Dolayısıyla derse de yarım saat geç gitmiş oldum. Aksilikler bununla da kalmadı, derse bir gittim meğer sınav varmış o gün. Herkes harıl harıl soruları yapıyor. Hoca bana soru kağıdını verdiğinde yaşadığım dumuru kelimelerle anlatamam sanırım. Ders portekizce olduğu için verilen makaleler dışında hiç bir şey bilmemek bir yana yanımda makale bile yoktu ki kaynak açık bir sınavdı bu. Hoca arada yanıma gelip bölüm bölüm soruları allahtan tercüme etti. (Bu arada sınav Bilişsel Psikoterapiler dersindeydi). Bi ara sözlük elimde kaybolmuş bir bakışla hocaya baktığımda yanıma gelip sen en iyisi şu 3 sayfayı yapma dedi. Allah razı olsun dedim valla... Sınav toplam 3,5 saat sürdü. Ve sonucu fena gelmedi. 1 bölümden çok düşük bir not almış olmamla beraber bir bölümde sınıf 2.si olduğuma şaşırdım (bu arada soruları tabii ki İngilizce cevapladım.) Kendi kendime dedim ki demek sınav olduğunu bilsem, biraz çalışsam bir de dersleri anlasam sınıf birincisi olmamak zor...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Ders bittikten sonra Cartao Viva'm elimde (hem otobüs hem metro için yüklettim aylık 26.5 Euro, sırf Metro 17,30 Euro) dedim yurda giden yokuşu yürümeyeyim. Otobüs bekliyim gelir hemen. Metro çıkışına yakın 2 metro durağı var. Ben üşengeçliğimden hemen çıkışın dibindekinde bekledim-yaklaşık 35 dk.- Hatta otobüs saatlerine bakıp küfrettim, çünkü yazılana göre şimdiye kadar 2 otobüs gelmeliydi. Kendi kendime dedim ki Lizbon'da İstanbul gibi, otobüs saatleri falan yalan. Sonra pes edip biraz ilerdeki durağa yürüdüm 10 dk da orda bekleyip Pes ettim ve yürüyerek gittim yine. Normalde hiç beklemeyip yürüsem 15 dk'da yurttayım. O akşam baya bir öfkeliydim. Sonra anladım ki beklediğim durak sadece belli saatlerde ana durak görevi görüyormuş, onun haricinde otobüsler diğer duraklardan geçiyormuş. O gün bana ders oldu ve bir daha hep biraz daha uzak olan durakta bekledim maksimum 10dkda beklediğim otobüs geliyor artık.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Buradaki otobüs durağı sistemi Ankara'daki gibi. Her otobüs güzargaz üstündeki tüm duraklarda durmuyor, hangi durakta hangi otobüsün durduğu ve hangi yöne gittiği, duracağı durak isimleri ve saatleri yazıyor. Hatta biraz daha teknolojik bir duraksa Otobüsün numarası-gideceği yön-kaç dakika sonra geleceği elektronik bir ekranda yazıyor. Otobüs biletini otobüsün içinde alırsanız 1.20 Euro(ki pahalı). Bir kaç günlüğüne turist olarak geldiyseniz 7 collinas (7 tepeler) kartı alıp (0.50 euro) onu doldurtmanızı öneririm (günlüok 3.30 Euro, 5 günlük 13.50, 1 binişlik aktarmalı 1.30 sanırım) Metro ile tek gidiş 0.70 euro, gidiş dönüş 1.30. Tabii bu verdiğim fiyatlar 1 zone için geçerli (yani Lizbon merkez. Ben şahsen henüz zone dışına çıkmaya ihtiyaç duymadım).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Toplu taşıma ile ilgili bilgiler &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.metrolisboa.pt"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;www.metrolisboa.pt&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; , &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.carris.pt"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;www.carris.pt&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; (otobüs-autocarro), &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.cp.pt"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;www.cp.pt&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; (comboios yani trenler-banliyö, bölgeler arası, ülkeler arası)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Ayrıca bir yerden bir yere gitmek istiyor ve nasıl gideceğinizi de bilmiyorsanız şu linkten bütün bilgileri edinebilirsiniz: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.transporlis.sapo.pt/calc_percursos.cfm"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;http://www.transporlis.sapo.pt/calc_percursos.cfm&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Son olarak Lizbon ile Paris'in bir yönden benzediğini söyleyerek postumu bitirmek istiyorum. Paris'te olduğu gibi burada da geldiğimden beri sık sık grev yapılıyor. Farklı aralıklarla yaklaşık 6 gün Metrolar gündüz 06.30-12.00 arası çalışmadı. Allahtan o günlerde gündüz dersim yoktu da sorun yaşamadım. Ama sanırım trafik kilitleniyordur. Bu yüzden eğer metroların girişinde bir duyuru görürseniz mutlaka dikkatlice okuyun. Portekizce bilmiyorsanız da birilerine sorun. Sonra sizi kötü bir şekilde etkilemesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu post az resimli oldu. Nedense blog bir türlü daha fazla foto ekletmedi. Az foto, çok bilgi idare edin :)&lt;br /&gt;Bir sonraki post'da Lizbon'daki ilk turistik gezimizden bahsedeceğim&lt;/span&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34807828-116316862514828795?l=portugalisoydum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/feeds/116316862514828795/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34807828&amp;postID=116316862514828795' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/116316862514828795'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/116316862514828795'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/2006/11/aksilikler-haftas-ve-lizbonda-toplu.html' title=''/><author><name>Billur</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09937330888400406819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-soarlIYtYVo/TiXMwdmKAHI/AAAAAAAAA7M/eAuilzYa6i8/s220/profil%2Bnikah.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34807828.post-116265056274252018</id><published>2006-11-04T16:19:00.000+02:00</published><updated>2006-11-04T17:48:39.593+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Port-Porto-Oporto&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Havalar güzelken bir hafta sonu kuzeye kaçalım ve Porto'nun şu güzel şaraplarından tadalım dedik. Saat 12.00de Sete Rios'dan yola çıktık. (Sete rios- Metro Mavi hat üzerinde Jardim Zoologico durağı üzerinde). Lizbon'da 2 ana otobüs durağı var. Diğeri de Oriente'de (Metro Kırmızı hat-son durak).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giderken Rede-Expressos ile gidip dönüşte Renex ile döndük. Renex Oriente'de bırakıyor bu arada. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/porto%20blog%20004.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/porto%20blog%20004.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/porto%20blog%20002.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/porto%20blog%20002.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Giderken 14 euro'ya gittik, dönüş 13.50 idi. Anladık ki Renex daha ucuzmuş. Arada da bir fark göremedik. Otobüs biletleri resimlerde gördüğünüz gibi. Cartao Jovem dedikleri öğrenci kimliği. Burda da öğrenciyseniz 2-3 euro indirim yapıyorlar. O yüzden biletinizi alırken öğrenciyseniz SOU ESTUDANTE demeyi ve kartınızı götürmeyi unutmayın :)&lt;br /&gt;Arada 15dk ihtiyaç molası ile Lizbon-Porto arası 3,5 saat sürüyor. Tren ile gitmeyi tercih etmedik, çünkü tren de yaklaşık 3 saat sürüyor ve iki kat daha pahalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Porto'ya ulaştığımızda ilk izlenimimiz aslında çok da güzel değildi. Hava yağmurluydu, depresif bir duygu uyandırıyordu insanın içinde. Sokaklar eski evlerle doluydu. Hırpani bir görünümü vardı şehrin. Yaklaşık 1,5 saat sonra bir turist info bulabildik. Haritalarımızı edindikten sonra baktık açız hemen bir kafeye oturduk. Şansımıza oturduğumuz kafe öğrenciler içinde çok popüler bir yermiş. Biz de memnun kaldık baya. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/porto%20018.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/porto%20018.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;Kafenin adı storia del cafe, yerini tarif edemeyeceğim çünkü biz şans eseri önünden geçtik. Ben cafe com natas içtim, espresso üstüne whipped cream yani. Fena değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karnımızı doyurup turistik gezimize başladık. İlk durağımız tabii ki alışveriş caddesiydi :) Lizbon'a döndükten sonra ordaki H&amp;M'de beğendiğimiz şeyleri almadığımıza sonra çok pişman olduğumuzu söylemeliyim. Meğer her H&amp;amp;M'de aynı şeyler yokmuş. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/porto%20025.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/porto%20025.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonraki hedefimizi köprüyü geçmek olarak belirledik ve başladık yürümeye. Köprünün GAIA tarafına geçmeden Porto'nun ışıklandırılmış haline aşık olduk ve güzel fotoğraflar yakalayabilmek için kaç kere deklanşöre bastık bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/porto%20063.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/porto%20063.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Gaia tarafını da çok çok beğendik. İlla bir yere benzetmek gerekirse ben diyeyim yeniköy, siz diyin bebek. Bir sürü lüks eğlence merkezi, restaurant, cafe-bar var. Baktık saat 21.30 olmuş karnımız acıkmış, dedik manzarası da güzel Pizza Hut'a oturalım dedik. İyi de oldu. Yemeklerimizi yerken bize 2 gün evini açan portekizli dostumuz LİGİA aradı ve nerede olduğumuzu sordu. Biz de suyun kenarındaki Pizza Hut'tayız dedik. 1 saat geçti, gelmedi merak ettik. Sonra öğrendik ki suyun kenarında 1 Pizza Hut daha varmış. Biz Douro kenarındakindeymişiz. Bir de okyanus kenarında varmış. Siz siz olun bu hataya düşmeyin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ligia bizi önce bir tepeye çıkardı... O tepeden görünen Porto'nun ışıklandırılmış hali hepimizi büyüledi. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/porto%20068.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/porto%20068.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/porto%20069.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/porto%20069.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Porto'ya gelmişken gece hayatına akmadan olmaz dedik ve küçücük ama sıcacık olan yerel halkın takıldığı bir mekana gittik. Saat 05.00e kadar orda içtik, şarkı söyledik, eğlendik. Bir amca gitarıyla şarkı tıngırdatırken şansımıza profesyonel fado şarkıcısı olan bir teyze, sahne kıyafetini bile çıkarmadan, müşteri olarak geldi bara. Tabiii gecenin ilerleyen saatlerinde kendini tutamadı ve sayesinde bedavaya fado dinlemiş olduk. (Barın adını hatırlamıyorum, adisyonun fotosunu çekmiştik ama Ceren'in makinede kaldı. Gaia'ya gecmeden sola dönülüyor o sırada bir mekan). &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/porto%20073.0.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/porto%20073.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/porto%20072.0.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/porto%20072.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;İşte evsahibimiz Ligia ve onun arkadaşı Vasco. Ertesi gün Vasco'nun çalıştığı Nike fabrika satış mağazasına ziyarete gittik. Bize indirimli fiyatlar üzerinden %30 daha indirim yapacaktı ama bir türlü bir şey beğenemedik. Fabrika satış mağazalarının bulunduğu alışveriş merkezi Porto'ya arabayka 30dk. Bir sürü markanın seri sonu ürünleri var. Bizim hatunlar yine dayanamayıp bir sürü şey aldı, ama ben bu sefer irademi tuttum ve Lizbon'a eli boş döndüm.&lt;br /&gt;Alışveriş sonrası durağımız atlantik okyanusu kenarıydı. Böylece Portekiz'de okyanusla buluştuğumuz ilk yer Porto oldu. Şansımıza hava da çok sıcaktı. Temiz hav&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/porto%20086.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/porto%20086.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;a aldık. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/porto%20079.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/porto%20079.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okyanusta balık tutmanın da keyfi bir başkadır herhalde. Rastgele amcalar!!!&lt;br /&gt;O kadar Porto'ya gitmişiz, SUPERBOCKsuz olurmu hiççç.... &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/porto%20064.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/porto%20064.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/porto%20088.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/porto%20088.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar Super Bock dedik, Sagres'in kalbi kırılmasın istedik. O yüzden okyanus keyfimizi onunla perçinledik.&lt;br /&gt;Ligia bizi 20.00 gibi gezindiğimiz mekandan aldı. Bu arada eğer okyanus kıyısından şehir merkezine yürümeyi düşünüyorsanız, çok uzun bir yürüyüşe hazır olun. Haritada göründüğünden daha uzun valla git git bitmiyor. Biz 45 dk yürüdük, yolu yarılamamıştık. Bir de yolda bizimle konuşmaya çalışan abudik gubidik Portekiz erkeklerinden bahsetmiyorum bile. Bazen diyorum iyi ki Türkçe konuşuyoruz da, do you speak English sorularını başımızdan savabiliyoruz...&lt;br /&gt;Neyse efendim, Ligia'ya dedik biz balık yemek istiyoruz, bizi balıkçıya götür. O da bizi arabasıyla Porto'nun biraz dışındaki bir yere götürdü, aklıma Tophane'den Karaköy'e giden arka yol aklıma geldi. Sıra sıra balıkçı, restauranların önünde ızgaralar... Rastgele bir tanesine girdik. Şansımıza o gün Porto'da Portekiz-Azerbaycan maçı varmış, yemek yerken maç da izledik. Balık seçme maceramız ayrı bir komediydi... Önce menü geldi, hadi Portekizce'sini anlamımızın imkanı yok, ama ingilizcesine de Fransız kaldık. Ben nerden bileyim Okyanus balıklarının envai çeşidinin İngilizcesini... Türkçesini bile bilmem pek. Neyse Seval dedi ki garsona ben kocaman bir balık istiyorum, küçükler kılçıklı oluyor. Adam dedi durun ben size getiriyim tepsiyle siz seçin. Tepside 3 tane balık vardı. Ben dedim ki şunun tipi güzel, bu olsun. Diğerleri de sağolsun kabul etti. Balığın adını bilmiyorum ama pişmiş hali şöyle bir şey:&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/porto%20095.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/porto%20095.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/porto%20096.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/porto%20096.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balık dördümüze de yetti. Yedik, içtik (ki franboğazlı bir bira içtim, adı Roselha mı öyle bir şeydi portekizlerin kendi icadı bir şey. Tavsiye ederim) adam başı 12 Euro ödedik. Sanırım İstanbuL'da bir balıkçıda daha pahalıya çıkardık. Keyifli bir yemekti doğrusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün (üff hafta sonu ne kadar çabuk geçti!) Şarap mahsenlerine gittik, ünlü Porto şaraplarının tarihçesini, yapılışını, özelliklerini öğrendi, kırmızı ve beyaz porto şarabı tattık (ki ben kırmızısını daha beğenmiş olmakla beraber çok tatlı &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/porto%20103.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/porto%20103.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;olduğu için içim bayıldı biraz.) &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/porto%20101.0.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/porto%20101.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;Soldaki levhayı görüp köprüyü geçmeden sol yolu takip ederseniz ilk gün gittiğimiz küçük barı bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gaia tarafında bir sürü şarap mahseni var sıralanmış. Biz Sandeman'a gittik, giriş 3 Euro. Ligia'nın söylediğine göre turu güzelmiş, ama başka bir yerin-ki ismini unuttum üzgünüm-şarapları daha güzelmiş. Eğer tur sonunda şarap alırsanız 3 euroluk indirim yapıyorlar giriş biletinizle. Böylece nispeten bedavaya gezmiş oluyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/porto%20109.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/porto%20109.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/porto%20119.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/porto%20119.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahsenlerden çıkınca baktık ki çok az vaktimiz kalmış. O yüzden yavaştan otobüs durağının yolunu tuttuk. Giderken kalbimizin bir kısmını Porto'da bıraktık. İlk izlenimimizin ne kadar yanlış olduğunu bize kanıtladı bu şehir. Tabii gezimiz LİGİA ile daha da anlam kazandı. Konaklama için para vermediğimiz gibi, bizi her yere arabasıyla götürdü, kocaman kalbini açtı. Bu post aracılığıyla ona MUİTO OBRIGADA demek istiyorum. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/porto%20120.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/porto%20120.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/porto%20121.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/porto%20121.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Bu postu bitirmeden önce bir kaç tavsiye: Porto'yu arabayla gezmeyi düşünüyorsanız, yollara dikkat edin. Sokaklar çok dar, korkunç virajlar var. Gece kullanmayın, bilmediğiniz yola girmeyin derim. Porto'nun Ribeira tarafı tehlikeli olabiliyormuş. O yüzden önünüzü ve arkanızı iyi kollayın. Birinin bana dediğine göre geceleri Porto Lizbon'a göre daha tehlikeli olabiliyormuş ki Ligia'da bize Porto'daki suç oranlarından bahsetmişti. Ve unutmayın, Portekiz'de sokakta dolaşan bir sürü akıl hastası insan var, deli insanlar görünce şaşırmayın, korkmayın, adımlarınızı hızlandırarak yürümeye devam edin.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Porto'yu sevin... Ve yerel bir Portekizli ile gezin :)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34807828-116265056274252018?l=portugalisoydum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/feeds/116265056274252018/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34807828&amp;postID=116265056274252018' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/116265056274252018'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/116265056274252018'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/2006/11/port-porto-oporto-havalar-gzelken-bir.html' title=''/><author><name>Billur</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09937330888400406819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-soarlIYtYVo/TiXMwdmKAHI/AAAAAAAAA7M/eAuilzYa6i8/s220/profil%2Bnikah.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34807828.post-116214238852170758</id><published>2006-10-29T18:36:00.000+02:00</published><updated>2006-10-29T19:54:11.350+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Açık Büfe Karın Doyurmaca...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Erasmuslisboa.com sağolsun her hafta başı haftalık etkinlik programlarını gönderiyorlar. Aslında hep fiks yerlerde oluyor partiler. Salıları clube mercado'da, çarşambaları D'alma Lounge'da, perşembeleri de screen'de. Bundan önce az buçuk clube mercado'dan, daha ayrıntılı olarak da screen'den bahsetmiştim. Bu yazı da biraz D'alma Lounge'dan bahsedeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayın başında Seval ile Ceren geldi ve böylece takımımız tamamlandı. Onların geldiği ilk hafta mekan tanımaları ve ortamı görmeleri icin Erasmus Aperatif Akşamına gidelim dedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buluşma noktamız Baixa-Chiado (Mavi ve Yeşil Metro hattının kesiştiği nokta) Largo Do Chiado çıkışıydı. Bu arada Baixa (ki bayşa diye okunuyor), şehir merkezi, yani downtown anlamına geliyor. Metro çıkışı da şu resimdeki gibi: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/Baixa-Chiado%20Cikis.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/Baixa-Chiado%20Cikis.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/Fernando%20Pessoa%20ile.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/Fernando%20Pessoa%20ile.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Levhanın arkasındaki cafenin adı A BRAZILEIRA. Lizbon'un en meşhur ve turistik cafesi. İç mekanı biraz küçük (alt katı restauran ve oraya gitmedik ama kafe kısmı kısıtlı) ancak hava güzel olduğunda dış mekanda oturması, etrafı izlemesi, çok güzel. Bu cafenin dışarıdaki masaları arasında Fernando Pessoa ile karşılaşıp aynı masaya oturup iki çift laf etmeniz mümkün :) Yukarıdaki resimde gördüğünüz gibi ben de onunla bir kaç dakikalığına sohbet ettim :p Bu arada A Brazileria iyi hoş da servis biraz yavaş. Ayrıca fiyatlar da turistik, normalde 75cl lik local şarap averaj bir restauranda 6,5 euro iken burada 9,5 euro. Ama kahvesi diğer yerler ile yaklaşık aynı fiyatta... Lizbon'a giderseniz buraya oturmadan ayrılmayın derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;D'alma Lounge her çarşamba akşamı Lizbon'lu erasmuslulara ev sahipliği yapıyor: Yiyebildiğin kadar ye bedava, sadece içtiğini öde (minimum 2,5 euro ki 2 bira 3 euro'ya tekabül ediyor). Çoğunluk ispanyollar olmakla beraber ortamda uzak doğulu bile bulmak mümkündü. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/Int%20aperatif%201.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/Int%20aperatif%201.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/Int%20aperatif%209.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/Int%20aperatif%209.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda ki resimlerden az kişili olan bizim masamız. Sarışın arkadaş Ceren, Esmer Arkadaşımız Seval, 3. kişi de bendeniz. Diğer masa ise İspanyolların masası. Fotodaki 7 kişinin 4 ü ile aynı fakültede okuyorum. Şimdi iki resime dikkatle bakarsanız bence Türkler ile İspanyollar arasındaki 10 farka ilişkin &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/Int%20aperatif%203.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/Int%20aperatif%203.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;biraz fikir edinebilirsiniz belki. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/Int%20aperatif%204.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/Int%20aperatif%204.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki bu iki resim de size ortam hakkında biraz fikir verebilir. Ortam gayet kalite, hoş bir mekandı. Biz biraz erken gittiğimiz için masada oturabildik, ilerleyen vakitte gelen insanlar önce bara oturdular, orda da yer kalmayınca ayakta ortalıkta dolanmaya başladı yeni gelenler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Menü başlangıçta domuz eti yemeyenler için pek çekici değildi açıkcası: Peynirli ve alfredo soslu Cheese Tortellini vardı, diğerli içinse spagetti bolonese. Sonra Pizza geldi, sonra sandviç ekmekleri ve arasına sürmek için ton balıklı bir karışım. İlerleyen saatlerde ise assolistler ortaya çıktı: Kalamar ve dana etinden yapılmış kroket köfte. Gayet lezzetliydiler. Yemeklerle ilgili ilginç olay ise yeni bir tabak ortaya çıktığında arka masamızda oturan uzak doğulu insancıkların hemen masaya saldırmalarıydı... Kalamar geldiğinde abartmıyorum bitmeden alabilelim diye millet elleriyle avuçlayarak tabaklara koydu. Dana kroket konusunda ise biz biraz şanslıydık, bizim masaya servis yapan garson tabağı masaya bırakmadan önce yanımızdan gecerken onu durdurduk ve bu ne etinden diye sorduk, üşenmedi elinde dolu tepsiyle mutfağa gitti sordu, dana etindenmiş diyince herkesten önce biz istediğimiz kadar tabaklarımıza koyduk.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/Int%20aperatif%207.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/Int%20aperatif%207.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/Int%20aperatif%208.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;İçecek tercihimiz tabii ki Super BOCK'tu. İsminden dolayı hemen gönüllerimizde taht kurdu. hehehe! Ne zaman bir yerde Super Bock görsek fotografını çekmeye , insanlara da Bock'un Türkçe'de ne anlama geldiğini anlatmaya başladık. Super Bock Portekiz'in Efes Pilsen'i. Bir diğer milli marka da Sagres. Her ne kadar tad olarak Sagres'i daha begenmiş olsam da ismindenmidir bilemiyorum Super Bock'tan yana kullanıyorum genelde tercihimi. Super Bock'un bir sürü çeşidi var. Ben şimdiye kadar Super Bock klasik, cool ve verde (yani yeşil) denedim. En çok Cool'unu sevdim, yeşil olan ise limon aromalı, bence olması gerekenden daha tatlı...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Son olarak fiyatlar yine çok ucuz sayılmaz, akşam 22.00'den sonra biraz daha zamlı oluyor. Ama kaliteli ve sakin (akşam 24.00 e kadar gayet sakin) bir ortam istiyorsanız gidebilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Yolunuz düşer de D'alma Lounge' a gitmek isterseniz adresi: Rua da Misericordia, 74 - Bairro Alto (metro çıkışı- baixa-chiado)... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Bu post için hiç bir şekilde reklam ücreti alınmamıştır... Tamamen mekanı sevdiğimden yanii..&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34807828-116214238852170758?l=portugalisoydum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/feeds/116214238852170758/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34807828&amp;postID=116214238852170758' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/116214238852170758'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/116214238852170758'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/2006/10/ak-bfe-karn-doyurmaca.html' title=''/><author><name>Billur</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09937330888400406819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-soarlIYtYVo/TiXMwdmKAHI/AAAAAAAAA7M/eAuilzYa6i8/s220/profil%2Bnikah.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34807828.post-116135760139663439</id><published>2006-10-20T17:34:00.000+03:00</published><updated>2006-10-20T22:46:45.380+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Lisboa'da İlk Konser Deneyimi...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Size ilk postumda Luis ve Dazkarieh'den bahsetmiştim. Kötü hava şartları yüzünden konserleri 1 hafta ertelendikten sonra o gün geldi çattı. Luis kıyağını yaptı ve bana davetiye ayarladı. Normalde giriş 10 Euro idi. İşte davetiye böyle bir şey:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/dazkarieh%20davetiye.jpg" border="0" /&gt;Konsere Alman arkadaş Judith ile Türk Arkadaş İhsan ile gittik. İhsan YTÜ makinada, arkadaşın arkadaşı aracılığıyla msn adresini bulmuştum, işte konser bahanesiyle o gün gerçekten tanışabildik. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/Viva%20Turqu??a.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/Viva%20Turqu%3F%3Fa.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; Bu resmi Judith çektiği için o görünmüyor, ama bir önceki postta vardı resmi. İşte burası da konser mekanının önünde İhsan ve Ben. Konser Mosterio de Jeronimos, Arkeoloji müzesi bahçesinde, Belem'deydi. Gece yapılan ışıklandırmayla atmosfer acaip hoş görünüyordu. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/Cartaz%20do%20Concerto.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/Cartaz%20do%20Concerto.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;İşte bu resimde girişteki poster. Biz saat 20.45 gibi mekandaydık. Önce biletlerimizi aldık. Baktık hala vakit var Pasteis de Belem'e gidelim dedik. Orda tatlı yiyi tatlı konuştuktan sonra 21.30'da konser mekanına gittik. Baya bir kalabalık kapının önünde bekliyordu. 22.00 gibi içeri girdik ve gördüğümüz manzara bizi büyüledi. İstanbul Arkeoloji Müzesi'ndeki konser atmosferini anımsattı bana birden (buradan Başo'ya selam ederim :) ) Konser başlangıcından önceki müzikler kulağa çok tanıdık geliyordu. Hatta bir tanesi Deniz Seki'nin coverladığı bir şarkının müziğiydi. Konser çıkısı Baltazar'a sordum çalınan CD de türk şarkı varmıydı diye. 3 tane şarkı varmış Ömer Faruk diye birinden. Ben tanımıyorum ama güzel müzik yapıyormuş.&lt;br /&gt;Konser 22.15 gibi başladı. Geleneksel Portekiz müziklerinin modern düzenlemeleri, irlanda müzikleri ağır basıyordu. Bizi en çok büyüleyen ise bir kişinin en az 2 enstrüman çalmasıydı. Hele bir de &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/Concerto2.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/Concerto2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Vasco'nun (sanırım adı buydu emin degilim) çaldığı bir enstrüman vardı ki adını bilmiyorum ama acaip komplike bir şeydi. İsveç halk müziği enstrümanıymış org-keman-akordeon karışımı gibi bir şeydi. Görülmesi gereken bir enstrüman. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/01-10-06%20017.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/01-10-06%20017.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Şarkı söyleyen ablamızın sesi de muhteşemdi. Tam müzik konseptine uygundu. Tam bir DÜNYA MÜZİĞİ yapıyorlar: mandolin, tef, darbuka, isveç aleti, tulum, buzuki, cajon ve ismini bilmedipim daha bir kaç alet. Baltazar'ın bu resmini çok seviyorum. Sanki yukarıdan ona ilahi bir güç geliyor. Onda zaten var biraz ruhanilik. Kendisi Aralık'da Mevlana kutlamaları için Türkiye'de olacakmış.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/01-10-06%20016.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/01-10-06%20016.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/A%20Billur%20vai%20roubar%20o%20cartaz.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/A%20Billur%20vai%20roubar%20o%20cartaz.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Bu da posterlerini aşırmamdan önceki son görüntü. Sonra posterlerini hatıra olarak aldım, ama çok ıslaktı ve zımba deliklerinden çok yıpranmıştı. Konser sonunda Luis ben sana yenisini veririm diyince boşuna kasmış oldum ya neyse. Şimdi bu Post aracılığıyla POZITIF yetkililerine seslenmek istiyorum. BU grup RockNCoke 2007'ye gelmelidir. Eminim seyirci performanslarına bayılacaktır. Bu yazıyı okuduktan sonra siz de onların şarkılarını merak ettiyseniz şu sayfadan bir kaç şarkılarını dinleyebilirsiniz: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.myspace.com/dazkarieh"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;http://www.myspace.com/dazkarieh&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Konserde 2 kere bis yaptılar. Konser alanını en son terkedenlerden olduk. Saat 02.00 gibi grupla kutlama yapmak için Bairro Alto'ya gittik. Bu oraya ilk gidişimdi. Burası bir sokak ve dışarıya servis yapan barlar sıralanmış. Çok Çok kalabalık ve her çeşit insan olduğu için biraz tehlikeli bir mekandı. İki türk olarak pek tutmadık mekanı. Çapulcu mekanı olarak adlandırdık ve saat 03.30 civarında 2 türk 1 alman olarak müzik dolu gecemizi noktaladık. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Şimdi Kasım başında TOOL konseri var. Henüz bilet almadık ama ona da gitmeyi düşünüyoruz. Eeee fırsatları değerlendirmek lazım...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Herkese bol müzik dolu günler. :)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34807828-116135760139663439?l=portugalisoydum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/feeds/116135760139663439/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34807828&amp;postID=116135760139663439' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/116135760139663439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/116135760139663439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/2006/10/lisboada-ilk-konser-deneyimi.html' title=''/><author><name>Billur</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09937330888400406819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-soarlIYtYVo/TiXMwdmKAHI/AAAAAAAAA7M/eAuilzYa6i8/s220/profil%2Bnikah.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34807828.post-116075282990163864</id><published>2006-10-13T17:08:00.000+03:00</published><updated>2006-10-14T02:07:26.183+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Erasmus Ruhu ve İlk Parti...&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Bir de baktım ki buraya geleli 1 ay olmuş... Zaman ne kadar da hızlı akmış. Hafta içi hep okulla-derslerle geçiyor. Ama yine de anlatacak o kadar çok şey birikmiş ki... Mesela bu hafta beni çok zorlayan bir haftaydı. Ama yıkılmadım ayaktayım. Hala portekizce konuşamıyorum ve konuşma isteğimde günden güne azalıyor... Neyse bugün bu blog'da güzel şeyler yazıcam. Nitekim biraz da blog'un kronolojik sırasını bozmak istemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk Erasmus partisine 2 hafta önce 2 alman 1 isviçreli arkadaşla gittim. O kadar Almanca'nın arasında (ki ben sadece lise de 2 sene almanca alıp sadece aç kalmayacak akdar almanca konuşan biriyim) sıkılmadım, hatta onların konuşmasını taklit etmek komikti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam 9 gibi eski-ki kendisi sonunda emeline ulaşıp ayrıldı-yurt arkadasım olan Alman Judith ile şehir merkezine gittik. Baixa-Chiado metro durağında indik ve bir çıkışa yöneldik ki etraf polis kaynıyo, allah allah dedik yoksa burası taksim mi :p meğer çıkışın merdivenlerinde bir grup kavga etmiş polis onların etrafını çevirip gerekli müdahaleyi yapıyor. Bu Portekiz'de gördüğüm ilk olaydı ve o an anladık artık şehir merkezinde olduğumuzu. Metro'dan çıktığımız yer chiado'nun ara sokaklarından biriydi. Biraz ilerledikten sonra kulağımıza sesler gelmeye başladı. Cadde'de ışıklı giyisilerle bir karvanal estiren bu grup luzboa'dan (&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.luzboa.com"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;www.luzboa.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;) u tanıtan bir gruptu Lizbon'un sokakları renkli ampullerle aydınlatılıyor. Mesela Bairro Alto bölgesi Kırmızıyken baska bir bolgede sokaklar yeşil, bazı yerlerde sarı, bir de mavi aydınlatılan bir kısım varmış ki orayı görmek henüz kısmet olmadı. Bir perşembe akşamı sokakları böyle neşeli görmek güzeldi.&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/Parade.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/Parade.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/Angel.1.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/Angel.1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karnavalı arkamızda bırakıp Largo do Chiado'ya dogru yol aldık. Durağımız A Brazillian adlı meşhur kafeydi. Burada Fernando Pessoa ile tanıştık, hatta aynı masada oturup lafladık bile :p Fotograf cekmiştik ama sanırım silmişim pc de bulamadım üzgünüm. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/29-09-06%20014.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/29-09-06%20014.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Bu arada Portekiz'de sadece KAHVE isterseniz espresso-türk kahvesi karışımı bir şey geliyor, bardak espresso bardağına benziyor ve sadece yarısına kadar doluyor. Genelde ücreti 0.70 euro cent oluyor. Sütlü kahve seviyorsanız GALAO istemenizi tavsiye ederim. Ben ki aromalı filtre kahve hastasıyımdır, buradaki kahveler mideme çok dokundu, sevemedim. Saat 10.30da diger arkadaşlarla da buluştuk atladık taksiye erasmus partilerinin fiks mekanlarından biri olan Screen'e gittik. Tabii taksici bizi Screen diye başka bi barın önüne bırakmış, allahtan barın kapısındakiler ingilize konuşabiliyorlardı ve barın yerini biliyorlardı. 2-3 dk. yürüdükten sonra saat 11 gibi mekana ulaştık ve BOMBOŞTU... İçeri girdik bedava shotlarımızı attıktan sonra baktık ortamda iş yok diğer alman arkadas Ana'nın ev arkadası da iki yandaki jazz house da çalıomuş gidip ona bakalım dedik. Elimizi kolumuzu sallaya sallaya gittik ortama baktık nereye otursak diye dusunurken yanımıza bir kadın geldi ve giriş 3 euro dedi, biz de ordan cıkmaya karar verdik. Biraz daha ilerde tipik portekiz restaurantlarından birinin sokak masalarından birine oturduk. Ortam inanılmaz kalabalıktı, erkeklerin %90'ı takım elbiseli, kızlar'da düğüne gidermiş gibi giyinmişlerdi meger üni.lerin açılışının kutlamak için öğrenciler böyle kendilerini şıkır şıkır sokağa atarlarmış. Bizim yabancı olduğumuzu anlayan bir kaç çocuk gelip nerelisiniz nerde okuyorsunuz muhabbeti yaptı yoldan gecerken. Sonra da bir kız grubu gelip sanki bir tarihi esermişiz gibi foto foto diyip bizimle fotoğraf çektirdiler. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/Pic%20with%20crazy%20Portuguese.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/Pic%20with%20crazy%20Portuguese.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Oturduğumuz mekanda yerel kırmızı şarap içtik (vinho tinto de casa) 75lik şişe 6,5 Euro'ydu. TR'de bu kadar güzeli bu kadar ucuza içemezdik herhalde. Bu arada şaraplarımızı yudumlarken önümüzde bir kaza oldu, bir çaaat sesi duyduk sonra bir baktık ki herkes dağılmış. TR'de 2 araba birbirine çarpsa polis gelene kadar trafik felç olur herkes küfreder.&lt;br /&gt;Screen'e geçtiğimizde saat 01.30 falandı galiba. Ortam çooook kalabalıktı, nefes almak güçtü. Burdaki barların ortak sorununun havalandırma olduğunu anlamış olduk. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/IMAG0019.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/IMAG0019.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Erasmus partileri ile genel görüşümü söylemem gerekirse, idare ederler. Genelde herkes kendi ülkesinden insanlarla takılmayı yeğliyor. İtalyanlar ve İspanyollar güruh halinde takılırlarken Almanlarda burdaki en kalabalık erasmus grupları. Benim üniversitemdeki tek Türk sanırım benim, en azından okulun erasmuslular için açtığı Portekizce sınıfı listelerindeki tek Türk'üm. Ama sonunda ben de TÜRKLERE kavuştum. 2 mimarlıkta 1 makine müh.te okuyan ve burda Lisbon Teknik Üni.de okuyan YTÜ'lü arkadaşlara kavuştum. Artık kendimi yalnız hissetmiyorum. Burdan onlara sevgiler :) &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/GerGerTur.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/GerGerTur.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Alttaki resimde sol baştan: Ana-Judith-Cupid&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Parti'de Erasmuslularla pek kaynaşmadık açıkcası, hiç bir erasmuslu bizle tanışmak için bir girişimde bulunmadı. Sadece yabancı avına çıkan Portekiz'in Dayanılmaz (!) erkekleri konuşmaya çalıştılar. En son Judith kurtarıınnn beniii bu adamdaaaannn yeteeeeeeeeerrrr dedi ve biz de 3.30 civarında mekandan çıktık. Sonra nasıl dönsek acaba otobüs durağında durup düşünürken 2 sarhoş alman Erasmus yanımdaki almanlara laf atmaya başladı. Tam neler konuştuklarını anlamadım ama bir de baktım ki Judith aceleyle bir taksi cevirmiş ve 4 kişi içine doluşmuşuz, sonradan anladığıma göre Alman Erasmuscular bizim Almanlar Leipzig(ki doğu almanya oluyormuş) onları aşağlayıcı laflar söylüyorlarmış.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Velhasıl Erasmus Portekiz'de Pek kaynaşamıyor. Bir yerlerde bir eksiklik var... Ne Portekizlilerle kaynaşabiliyoruzzz Ne Erasmuslularla. Öyle bir kayıp durum işte.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34807828-116075282990163864?l=portugalisoydum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/feeds/116075282990163864/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34807828&amp;postID=116075282990163864' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/116075282990163864'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/116075282990163864'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/2006/10/erasmus-ruhu-ve-ilk-parti.html' title=''/><author><name>Billur</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09937330888400406819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-soarlIYtYVo/TiXMwdmKAHI/AAAAAAAAA7M/eAuilzYa6i8/s220/profil%2Bnikah.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34807828.post-115990677953042739</id><published>2006-10-03T22:12:00.000+03:00</published><updated>2006-10-03T23:19:39.723+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Üniversite'de İlk hafta ve Gelenekler...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Size daha önceki 2 yazımda okuldan biraz bahsetmiştim. Zamanımın çoğu okulda geçtiği için daha da bahsedeceğim.&lt;br /&gt;Yeni öğrencilere yönelik yapılan hoşgeldiniz toplantısından bahsetmiştim. Ondan sonra Erasmuslulara yönelik yapılacağı söylenen hiç bir etkinliğe gitmedim okulda, çünkü anladım ki hiç bi etkinlik sadece erasmuslulara yönelik değil. Bizi birinci sınıftaki çömlerle aynı kefeye koyuyolar. Bir de ispanyolların hiç umrunda değil, ben de umursamamaya başladım. Salı günü Mentorumla buluşmamız vardı (6 erasmusluya 2 mentor düşüyor) ama ben gitmedim. Çalışkan öğrenciyim ya derse gitmeyi tercih ettim. İşte o ilk derste hayatımda ilk defa 4 saat portekizce'ye mağruz kaldım ve abartısız hiç bir şey anlamadan bön bön bakmanın ne demek olduğunu anladım.&lt;br /&gt;İlk gittiğim dersin adı Bilişsel Psikoterapi idi. Saat 13.00-15.00 arası diye düşündüğüm için yemek yemeden gitmiştim. Derse bir girdim ki meğer saat 17.00'ye kadar sürüyormuş. Başa gelen çekilir modunda 4 saat oturdum ve sadece projeksiyondan yansıyanları defterime geçirdim. Sanki yazmayı yeni öğrenen bir çocuk gibi her kelime için kafamı kaldırıp duvara tekrar tekrar bakmam gerekti. Ve yine de kelimeleri doğru düzgün yazamadım. Hoca hangi dilleri bildiğimi sordu. Ben de İngilizce, İspanyolca ve Türkçe diyince Hmmm Romanya'dan gelseydin yine biraz kurtarırdın da gibilerden bir laf etti. Sonra dersi öyle bir anlattı ki adam portekizce başlıyor, arada 2-3 kelime ingilizce sıkıştırıyor, portekizce devam edip ispanyolca 3-4 kelime ile konuyu bitiriyor. Nasıl abandone oldum anlatamam. Arada 15 dk. ara vermişti ama onda da fotokopicide ödev makaleleri çektirmek için bekledim. İlk ders günümde yaklaşık 200 syf. okuma ödev verildi (allahtan hepsi ingilizce) ve tabii ki ben yetiştiremedim :( tembel öğrenci modundayım ama allahtan Erasmus öğrencisi modunda aval ve rahat dolandığım için sorun olmadı. Bugün hocaya gittim (aynı dersin 3 hocası var, ödev veren hocayı ilk defa bugün gördüm) ben erasmus öğrencisiyim, ödevi aldım ama daha yapamadım dedim o da iyi bana bu hafta içi bi gün e-maille dedi. Şimdi perşembe günü oturup ona kasıcam (püf halbuki resmi tatildi ve şehir dışına gezmeye gitcektim ne güzel) İlk dersten çıktım ve kendimi yurda zor attım. Öyle bir baş ağrısıyla çıktım ki, metroda ters yöne binmişim, allahtan 1 durak sonra farkına vardım da yolda çok vakit kaybetmedim. Aşağıda Bilişsel Terapi dersinin sınıfını ve insanları görüyorsunuz. Benimle birlikte mevcut 8 kişi... &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/Klinik%20Psi%20001.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/Klinik%20Psi%20001.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/Klinik%20Psi%20002.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/Klinik%20Psi%20002.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;Bu yeşil koltuklar da psikolojik görüşme odasının içini yansıtıyor. Valla insanın yorulunca gidip kıvrılası geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci girdiğim ders tahminimden daha iyiydi. Hoca dünya tatlısı çıktı. Derse tam tamına 45 dk geç gittim (rahatlığın dayanılmaz hafifliği. Derse 15 dk. kala ispanyollarla karşılaşıp salla dersi boşver yemeğe gidelim mantığıma yenik düştüm. Pişman değilim). Curriculum Development Seminar dersiydi. Bu sınıfta da benle birlike 6 kişi var. Hoca önce konuyu portekizce anlatıyor sonra ingilizce özet geçiyordu. Sınıfta da 1 kişi vardı ki ben anlayayım diye her söz aldığında ingilizce anlattı söylemek istediklerini. İlk dersten sonra bu ders biraz bana umut verdi. Bu dersin sınıfından bir görüntü de şöyle: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/29-09-06%20005.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/29-09-06%20005.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/29-09-06%20003.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/29-09-06%20003.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; Yanda bir Woman In Black Görüyorsunuz. Okulun ilk haftasında böyle gezinen bir sürü kişi var. Bu portekiz'de geleneksel bir kıyafetmiş. Okulun ilk haftası üst sınıflar (sanırım son sınıflar) birinci sınıflara, orientasyon kıvamında abuk subuk şeyler yaptırıyorlar. İşte bu şeyleri yaptıranlar böyle giyinmek zorunda. Birinci sınıflara yapılan işkencelere bazı örnekler: kantinde çalışanlara şarkı söylemek, boyunlarında isimleriyle ve koskocaman bir emzikle dolaşmak, yerlerde oturtup araba kullandırma taklitleri yapmak... Bu işkence 1 hafta sürüyor, bu süre içinde 1. sınıflara ders yok. Bu bir haftanın ardında 1. sınıfların post-travmatik stres bozukluğu yaşamamaları ilginç. Ben böyle bir şeyin Türkiye'de olduğunu düşünemiyorum. Hadi lisede olsa anlayacağım da üniversitede olması bence utanç verici... Aşağıda yapılan işkencelerden görüntüler görüyorsunuz. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/29-09-06%20009.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/29-09-06%20009.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/29-09-06%20010.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/29-09-06%20010.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Portekiz'de üniversitelerin açılışıyla ilgili geleneklerle bununla bitmiyor. Perşembe akşamı erasmus partisi vardı, gidelim dedik. Baktık saat 23.00 te mekanda kimse yoktu biz de küçük bir portekiz restaurantında şarap içip demlenelim dedik. Bir de baktık ki erkeklerin istisnasız hepsi takım elbiseli, kızların hepsi şıkır şıkır düğüne gidermiş gibi giyinmişler. Dayanamayıp sorduk, olay nedir, niye herkes çok şık giyindi dedik. Onlar da dedi ki okulun açılmasını kutluyoruz, bu bir gelenektir... Türkiye'de olsa anca okulun tatile gitmesi, ÖSS'nin bitmesi, mezun olmak gibi şeyler kutlanır. Bizde hep bitişler kutlanır... Neden acaba? Hiç düşündünüz mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Post'u bitirirken bir kaç foto daya ekleyeyim: Beyaz bina Fakültemin yani Faculdade de Psicologia e Ciencias de Educaçao'nun girişi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/29-09-06%20001.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/29-09-06%20001.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/29-09-06%20006.jpg" border="0" /&gt;Bu da 2 PC labından herkese açık olan, diğer sadece şifresi olan fakülte öğrencilerine açık. İşin en güzel yanı öğrenci mevcutu gayet fazla olan bu fakültede ne zaman gitseniz boş bilgisayar bulabiliyorsunuz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Bir daha ki yazıda ilk Erasmus Partisi deneyimlerimden bahsetmeyi düşünüyorum... Takibe devam&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34807828-115990677953042739?l=portugalisoydum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/feeds/115990677953042739/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34807828&amp;postID=115990677953042739' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/115990677953042739'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/115990677953042739'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/2006/10/niversitede-ilk-hafta-ve-gelenekler.html' title=''/><author><name>Billur</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09937330888400406819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-soarlIYtYVo/TiXMwdmKAHI/AAAAAAAAA7M/eAuilzYa6i8/s220/profil%2Bnikah.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34807828.post-115955242396306647</id><published>2006-09-29T20:01:00.000+03:00</published><updated>2006-09-29T20:59:00.440+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Belém'i Tanıyalım...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Size en son Mariona'dan bahsetmiştim. Fakültenin girişinde bir köşede ders programımı yapmaya çalışırken birine ARE YOU ERASMUS STUDENT? diye sorarken aksanından ispanyol olduğunu anladım ve hemen onunla konuşmaya başladım ki iyi ki konuşmuşum. Dedi ki ben şimdi Belém'e gidip arkadaşlarımla buluşucam istiyorsan gel. Ben de oranın neresi olduğunu bile bilmeden tüm maceracı ruhumla evet dedim ve yola çıktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üniversite'den oraya gitmek için önce Cais do Sodre'ye gittik. (Otobüsten aldığınız her bilet 1.20 Euro ve aktarma yapamıyorsunuz). Oradan yine bi otobüse bindik, ancak tramvay'da aynı yere gidiyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mosteiro dos Jerónimos ilk durağımızdı. Ancak kapanış saatinden sonra gittiğimiz için içine girmedik. Dış görünüşü aşağıdaki resimde görünüyor. Gayet hoş bence :) &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/25-09-06%20007.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/25-09-06%20007.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/25-09-06%20011.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/25-09-06%20011.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan yürüyerek Torre de Belem'e doğru yola çıktık. İkisinin arası yürüyerek yaklaşık 20-25 dk. Torre kıyı şeridinde kaldığı için bir otoyoldan karşıdan karşıya geçmemiz gerekti, Ankara'da Meşrutiyet Cad.de her zaman yaptığımızın aksine bu sefer üst geçiti kullandık. Gördüğüm manzarayı kaçırmadım ve yukarda sağda gördüğünüz fotoyu çektim. Resimdeki kırmızı köprünün adı PUENTE 25 de Abril. Lisbon'un Avrupa yakasını Anadolu'ya bağlayan 2 köprüsünden biri. Sanırım Avrupa'daki en uzun asma köprüymüş. Bana San Francisco, Golden Gate Bridge'i hatırlattı. Umarım İstanbul'a 3. köprü yapılırsa rengi kırmızı olur. Nitekim çok seksi bir görüntüsü var hehehe. Henüz o köprüden geçmek kısmet olmadı. Ben Lizbon'un Avrupa Yakası'nda yaşıyorum, napiim karşıyı :p&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhabbet dolu yürüyüşümüzün sonunda Torre'ye ulaştık yine içine giremedik tabii, kapalıydı (sanırım 18.00'de kapanıyor). Ama çevresi çok huzur vericiydi. Denize sıfır manzaralı, etrafı yeşillik. Bu görüntü İst.de olsaydı sanırım hafta sonları etrafı piknikçi dolardı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/25-09-06%20018.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/25-09-06%20018.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/25-09-06%20017.jpg" border="0" /&gt;Rotary Klübü Lions'ların bir adım önünde gidiyor sanırım&lt;br /&gt;Nitekim kulenin hemen önüne kulenin bir maketini dikip İsimlerini bu önemli turistik merkeze yazdırmayı başarmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu manzarada baya takıldık. Mariona'nın arkadaşları'da burada bizimle buluştu. Voltran'ı oluşturan 3 ülke ise şöyleydi: Türkiye, İspanya ve Polonya. Artık kim tutardı bizi. Hedef Pasteis de Belem adlı meşhur pastaneydi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/25-09-06%20024.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/25-09-06%20024.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Şimdi bu pastene girişte küçücük ve köhne görünüyordu. İçeri bir girdik, git allah git. Bir salonu geçiosanız, başka bir salona geliyorsunuz. Tam olarak kaç metrekareden oluşuyor bilemiyorum ancak en aşağı 5 salondan oluşuyordur. Ayrıca sadece pastane diyip geçmemek lazım içinde bir tarih barındırıyor. 1837'den beri ayakta kalmak kolay olmasa gerek.&lt;br /&gt;(&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.pasteisdebelem.pt/index.htm"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;http://www.pasteisdebelem.pt/index.htm&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; bu sayfadan daha ayrıntılı bilgi alınabilir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu pastaneye gelince ne yenir? Pasteis de Belem yenir tabii ki, ya da genel adıyla Pasteis de Nata. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/25-09-06%20020.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/25-09-06%20020.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;Bu tatlı'nın dışı çıtır çıtır milföy hamuru gibi, içi ılık vanilyalı puding gibi. Üzerine pudra şekeri ve tarçında eklediniz mi afiyetle yenmeye hazır. Biz orada tanesine ne kadar ödedik bilmiyorum ama okulda tanesi 0.95Euro (ki sanırım orda daha ucuzdu çünkü 1 kola 2 pasteis e 2.30 euro verdim).&lt;br /&gt;İşte Voltranımızın kadrosu'da aşağıdaki resimde görülmekte.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/25-09-06%20021.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/25-09-06%20021.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağ tarafımdaki arkadaş Polonyalı. Kendisi süper İspanyolca ve Portekizce konuşuyordu. Zaten Portekiz dili ve kültürü okuyormuş. Diğerleri de İspanyol. Tatlılarımızı yedikten sonra artık saat 20.30'a geliyordu ve evlere dönme zamanı gelmişti. O akşam, tatlıları yedikten sonra kendimi o kadar tok hissettim ki akşam yemeği yememe gerek kalmadı.&lt;br /&gt;Lizbon'a ayak baştığımdan beri ilk defa o gün kendimi çok mutlu hissettim. Güzel, eğlenceli ve sohbet dolu vakit geçirmek böyle olur işte dedim. Tatlı yiyip tatlı konuşmak gerekiyormuş hakkaten :)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34807828-115955242396306647?l=portugalisoydum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/feeds/115955242396306647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34807828&amp;postID=115955242396306647' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/115955242396306647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/115955242396306647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/2006/09/belmi-tanyalm.html' title=''/><author><name>Billur</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09937330888400406819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-soarlIYtYVo/TiXMwdmKAHI/AAAAAAAAA7M/eAuilzYa6i8/s220/profil%2Bnikah.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34807828.post-115931003171682009</id><published>2006-09-27T00:02:00.000+03:00</published><updated>2006-09-27T01:33:51.926+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Okulu Tanıyalım... &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Ne zamandır okul okul diyordum. Bir yerden başlamak gerek. Okuduğum yerin adı tam olarak Universidade de Lisboa, Faculdade de Psicologia y Sciencias de Educaçao. Adından da anlaşılacağı gibi sadece psikoloji ve eğitim bilimleri bölümleri mevcut. Psikoloji 5 sene ders 1 sene staj olmak üzere 6 sene, eğitim bilimleri 3 sene. Ben eğitim bilimlerinden 1., 2. ve 3. sınıftan 1er ders alıyorum, psikolojiden de 4. ve 5.sınıftan ders alıyorum. Toplam 6 dersim var ve hepsi PORTEKİZCE.&lt;br /&gt;Okuldaki ilk resmi günüm dündü. Sabah 11'de hoşgeldik toplantısı vardı. Ben sanıyorum ki sadece Erasmus öğrencileri için yapılıyor (fakültede toplam 35 kişi varmış). Bir de girdik ki 2 bölümünde 1.sınıf öğrencileri de katılıyormuş. Eh çoğunluk da onlar olduğu için her şey PORTEKİZCEYDİ. Yaklaşık 1 saat boyunca 6 hoca ayrı ayrı konuştu. Tek anladığım 'kendinizi evinizde gibi hissetmenizi istiyoruz.' lafıydı ki saolsunlar 1 saat boyunca portekizce konuştukları için kendimi daha çok uzayda gibi hissettim. Toplantı sonrası açık büfe kokteyl vardı. Domuz etidir korkusuyla tatlı olmayan şeylerden yemedim. Tatılar çok güzeldi ama. Özellikle buraya özgü Pastel de lata mıdır pasteis de Belem'midir tam çözemediğim bir tatlı var ki (fotosunu çektim bir sonraki blogda koyacağım inşalla) yemede yanında yat cinsinden bir şey.&lt;br /&gt;Her neyse, toplantı girişinde kimin erasmus olduğu pek belli olmuyordu ama toplantı çıkışında İspanyollar hemen kendilerini belli ettiler. Toplam kaç kişiler bilmiyorum ama ben sanırım 6 tanesiyle tanıştım. 3'ü averaj bir Türk'ün çılgın olarak nitelendirdiği cinstendi. İspanyolca bilince kaynaşmak zor olmadı. Bir de Alman vardı. Ayak üstü muhabbet, telefon değiş tokuşları ve parti planları yapıldı. İspanyollar demek Fiesta demek zaten. Bu ayak üstü muhabbette komik bir olay yaşadım. Onu da anlatmadan geçemeyeceğim. İspanyollarla ispanyolca konuşurken bir anda alman arkadaşa dönüm bir şey anlatmaya başladım. Baktım ki yüzünde neler oluyor gibisinden bir ifade. Meğer hala ispanyolca konuşuyormuşum. tabii ki onunla ingilizce konuşmam gerekiyordu. Jeton köşeli olduğu için biraz geç düştü tabii... Şaka gibi günde 3 dile mağruz kalınca insan afallıyor... Ben şimdilik İngilizce ve İspanyolca ile idare edip Portunhol (portuguese+espanhol un karısımı) konuşmaya çalışıyorum.&lt;br /&gt;Ayaküstü muhabbetten sonra herkes kendi yoluna gitti... Ben de kütüphaneyi keşfettim ve binanın önüne çıkıp biraz foto çektim. Aşağıda görülen resim bizim fakültenin tam karşısındaki&lt;br /&gt;bina. Üniversitenin bir binası ama ne binası gidip bakmaya üşendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/25-09-06%20004.0.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/25-09-06%20004.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/25-09-06%20005.0.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/25-09-06%20005.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu resimde tam bizim fakültenin çaprazı, solda kalan bina edebiyat fakültesi, kampüste ilk öğle yemeğini yediğim yer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kütüphanesini görünce çok gaza geldim. Kütüphane sadece fakülteye ait. 2 odadan oluşuyor. 1 tanesi daha eski. Ayrıca psikolojinin alt alanlarının da ayrı kütüphaneleri varmış. Ben klinik psikoloji kütüphanesini de gördüm. O küçük bir odaydı ama olsun. Valla Türkiye'deki bölümler buralardan örnek almalılar. Burası Barcelona Üni. Psikoloji kütüphanesinden sonra gördüğüm en güzel 2. kütüphane.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/25-09-06%20001.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/25-09-06%20001.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Bu yanda gördüğünüz fotoda görünen yayınların hepsi psikoloji ve eğitim Journali (yani bilimsel dergi) Gördüğüm en geniş arşivdi diyebilirim.&lt;br /&gt;İngilizce, İspanyolca, Portekizce ve Fransızca bir sürü dergi vardı. Ağzımın suyu akmadı değil valla. İnsanın oturup tüm gün okuyası geliyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/25-09-06%20002.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/25-09-06%20002.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burda da kitapların 2 rafını görüyorsunuz. Mesela bu gordugunuz koridor sadece pedagoji koridoru. 1 koridor bilissel psikolojiyse diger koridor bilissel terapi koridoru gibi. Türkiye'de psikoloji bölümünü bitirmiş olarak bölümlerin böyle kütüphaneleri ülkemize kazandırmalarını temmenni etmekten başka diyecek söz bulamıyorum. Ey rektörler, dekanlar duyun sesimi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/25-09-06%20003.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/25-09-06%20003.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/25-09-06%20016.0.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/25-09-06%20016.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Bu arkadaşın adı Mariona.                          Erasmus Macerasına&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Barcelona'dan katılıyor. Öğleden sonra okulda yapacak bir şey kalmadığı, acaba yurda mı dönsem diye düşündüğüm bir anda karşıma çıktı. Ve onun sayesinde ilk turistik gezimi yaptım. Onunla ilgili postu bir iki gün içinde koyucam inşallah. Resimler hazır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Ayrıca ilk derste yaşadıklarımı da daha sonraya saklıyorum nitekim yavaştan uyku vaktidir. İlk günden 100 sayfalık okuma verdiler. Allahtan ingilizce. Burda çok çalışmam gerekecek çoooookkk...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Beni izlemeye devam edin.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Adeus!&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34807828-115931003171682009?l=portugalisoydum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/feeds/115931003171682009/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34807828&amp;postID=115931003171682009' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/115931003171682009'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/115931003171682009'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/2006/09/okulu-tanyalm.html' title=''/><author><name>Billur</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09937330888400406819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-soarlIYtYVo/TiXMwdmKAHI/AAAAAAAAA7M/eAuilzYa6i8/s220/profil%2Bnikah.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34807828.post-115912162472137940</id><published>2006-09-24T20:09:00.000+03:00</published><updated>2006-09-24T21:19:09.320+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Colombo'yu Keşfetmek...&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Lizbon'da 6 günümü geride bırakmışım. Perşembe'den beri çok heyecanlı bir şey yapmamama, şehri keşfe çıkmamama rağmen günler kolay geçiyor. Bu 6 günün 4ünde süpermarkete giderek sanırım kendi çapımda bir rekora imza attım. 3 tane farklı süpermarketle tanıştım. Az çok fiyatları karşılaştırma, yiyecek çeşitlerine göz atma fırsatı buldum. Şimdiye kadar yaptığım harcamaların çoğunu da bu süpermarketlerde yaptım.&lt;br /&gt;Kaldığım yere en yakın olanı AMOREIRAS (&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.amoreiras.com"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;www.amoreiras.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;) adlı alışveriş merkezinin içinde bulunan Jumbo/Pao Azuçar. Burası nispeten daha pahalı bir marketmiş. Ama yakın olması nedeniyle tercih ediyorum. Maalesef her şey bulunmuyor, mesela adam gibi et kesme bıçağı bulamadım, seramik kupa yok. Genelde yiyecek ağırlıklı.&lt;br /&gt;İkinci süpermarketten bir önceki postta bahsetmiştim. Minipreço Türkiye'deki Diasa'ların tıpkısının aynısı. Çeşit açısından da kıtlık çekiyor, ancak ucuz olduğu için tercih edilebilir. Oturduğum yere 15-20dk yürüme mesafesinde.&lt;br /&gt;Gelelim son gittiğim süpermarkete. Continental adlı bu hayat kurtarıcı süpermarket Colombo adlı büyük alışveriş merkezinin giriş katında bulunuyor(&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.colombo.pt"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;www.colombo.pt&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;) . Hep Kristof Colomb keşfedecek değil ya, bu sefer de ben onu keşfettim (iğrenç espri biliorum :p ) Ulaşım çok kolaydı. Metro'nun mavi hattına biniyorsunuz, Colegio Militar durağında indiğinizde Colombo levhalarını takip ettiğinizde içine çıkıyorsunuz. Okuma yazmanız yoksa kalabalığı takip ettiğiniz zamanda oraya ulaşacağınıza eminim. Colombo Bizim Akmerkez ile Cevahir karışımı bir yer. Sanırım Lizbon'un en büyük alışveriş merkezi. Metro durağından inen insan seline bakınca da en popüler alışveriş merkezi denilebilir sanırım. Web sayfasına bakmaya üşenenler için aşağıya bir foto koyuyorum.&lt;br /&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 530px; CURSOR: hand; HEIGHT: 62px; TEXT-ALIGN: center" height="62" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/colombo.jpg" width="487" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Açıkçası Colombo'yu öyle alt üst etmedim. Gidiş amacım eksiğim olan havlu, tava ve tencere almaktı. 5 gün içinde karşıma böyle şeyleri alabileceğim bir yer çıkmadı. Bir de öyle her yerden alınmaz, öğrenci işi olmalı, ucuz ve kullanışlı yani. Continental bana biraz Carrefour'u hatırlattı. Bir sür EU malını burda bulmak mümkün. Belki vardır ama ben Türk malına rastlamadım. Yaklaşık 2 saatimi burada geçirdim. Envai çeşit kırtasiye malzemesine tek tek bakmaktan kendimi alamadım, ama ilk defa kendimi tuttum ve sadece 1 parça kırtasiye ile o reyondan uzaklaştım. Tencere, tava, et kesme bıçağı ve havlu almanın mutluluğunu yaşadım. Artık %90 kapasitede yemek yapabiliyorum. İlk menümde salata, balık kroket ve Diet kola vardı. 2. menümde de peynirli tortellini yaptım, üzerine yoğurt ve domates püresi. Oh Oh! Luis yemek yediğimiz akşam her yemekle yoğurt yememiz üzerine bir sürü espri yapmıştı, onun kulaklarını çınlattım yerken.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Artık geriye tek tük eksiğim kaldı. 1 tane çorba kasesi, 1 tane seramik kupa ve toz şeker. Buraya geldim açayip çay içesim geldi. Burda kahve daha popüler. Lipton poşet çay aldım ama bardak olmadığı için henüz sallayamadım.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Aklıma gelmişken burdan Babamı ve Annemi saygıyla anmak istiyorum. Süpermarketten onca eşyayı taşımanın ne denli zor olduğunu bir kez daha anladım. Allahtan Beytepe yıllarımdan biraz idmanlıyım. Ayrıca gima.com.tr (gima sen-al market) ile Migros sanal marketinini de takdir etmeden geçemeyeceğim. Burda maalesef öyle bir servis yokmuş. Olsaydı hayat kesinlikle daha kolay olurdu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Buralara gelmeyi düşünen Erasmuscular olursa diye fikir vermek için bir kaç şeyin fiyatını yazarak bu postu sonlandırayım.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Kepekli Tost Ekmeği 0.54 Euro, 15'li Balık Kroket 1.99 Euro, 3'lü küçük konserve mısır (dia marka ki TRde de benim favorimdir) 0.96 Euro, 1,5 lt Su 0.38 Euro, 1,5 lt Diet Coca Cola 1.04 Euro, 10'lu Lipton Poşet Çay 0.54 Euro, 24 cm'lik Teflon Tava (tabii ki dandik marka) 4.29 Euro.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34807828-115912162472137940?l=portugalisoydum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/feeds/115912162472137940/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34807828&amp;postID=115912162472137940' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/115912162472137940'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/115912162472137940'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/2006/09/colomboyu-kefetmek.html' title=''/><author><name>Billur</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09937330888400406819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-soarlIYtYVo/TiXMwdmKAHI/AAAAAAAAA7M/eAuilzYa6i8/s220/profil%2Bnikah.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34807828.post-115895669374941038</id><published>2006-09-22T22:32:00.000+03:00</published><updated>2006-09-22T23:27:04.160+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Baltazar'ın Doğum Günü&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Lizbonda'ki 3.günümde gece hayatının ucundan azıcık yakalamayı başardım sanırım. Şimdi diyeceksiniz ki bu Baltazar da kim. Şaka gibi bir ismi var evet. Kendisi Portekizli arkadaşım olan Luis'in (ki kendisi Hakan Şükür'ün Portekiz şubesi gibidir) çaldığı grubun (&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.dazkarieh.com"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;www.dazkarieh.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;) elemanlarından biriymiş. Luis akşam aradı dedi elemanın doğum günü mahiyetinde yemeğe gitcez, gelir misin. Ben de tüm maceracı ruhumla hemen evet dedim. Pişman da olmadım :) Gecemiz Luis'in beni 20.15te almasıyla başladı. Diğer elemanlarla buluşma yeri Largo Do Carmo adlı bir mini-meydandı. Meydan küçüktü ama atmosferi çok sıcaktı. Her yer loş ışıklarla aydınlatılmıştı. Bir müzenin girişi olan mermer düz alansa çok amaçlı açık hava tiyatrosu gibiydi. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20006.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20006.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Largo do Carmo'daki açık hava kafesi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20001.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20001.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında Carmo müzesinin girişi olan açık hava tiyatrosu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi neden açık hava tiyatrosu dediğime geliyim. Biz vardığımızda mekan yandaki resimde gördüğünüz gibi bomboştu. 15 dk. geçmedi ki kaykaycı bir grup geldi ve kendi çaplarında show yapmaya başladılar. Luis'in anlattığına göre Lizbon'a daha yeni taşındığı günlerin birinde buraya gelmiş ve kendi kendine müzik yapmaya başlamış. Hatta şimdi çaldığı grupta onu burda keşfetmiş ve o gün bugündür bu mekanda müzisyenler uğrayıp jam sessionlar yaparmış. O gece müzisyenlere rastlamadık ama daha ilginç bir şey izledik.... Gecenin saat 24.00'da yemek yediğimiz yerden çıktık ki ne görelim. Müzik setinden gelen müzik eşliğinde 4-5 çift Tango yapıyorlardı. Tango'dan çok anlamam ama ben gayet başarılı buldum gösterilerini. İstanbul'da gecenin bir yarısında böyle bir manzarayı düşünemiyorum... Adama deli derler herhalde. Ama izlemesi pek bi hoş oluyormuş. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20011.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20011.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum günü yemeğinde sanırım 12 kişiydik. Hint-İtalyan restoranında yedik (ilginç bir kombinasyon olmuş bence). Millet tabii paso Portekizce konuştu, ama allahtan masada yanımda İngilizce-Portekizce mütercim tercüman olan bir kızla karşımda Luis oturuyordu da muhabbet sorun olmadı. Garip soslu tavuklu salata yedim. Sangria (şarap içine meyve suyu, portakal, elma, tarçın eklenmiş tatlı bir içki) içtim biraz (ki İspanya'da içtiklerim daha iyiydi bence), biraz da yerel kırmızı şaraplarından denedim ki çok başarılı buldum (bilenler bilir normalde şarap pek tercih etmem).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20004.0.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20004.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20007.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/lisboa%20007.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;En solda elleri cebinde olan Luis, T-shirt'i parlayan ise Baltazar. Diğerlerinin isimlerini hatırlamıorum valla kusura bakmasınlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 24.00 gibi çıktık mekandan. Sonraki durak Clube Mercado adında bir bar-disco idi. Torre Torre Big Ben adında farklı ülkelerden gelen müzisyenlerden oluşan bir grubu dinledik. Müzik güzeldi (sadece enstrümantal, trompet, saksafon, bas, ritm aletleri). Genelde hareketli ritmler çaldılar. Ama mekanı pek tutmadım. Havalandırması sıfırdı. Girişe 5 euro ödedik. Bir de bu Portekizde biraları 20cl.lik bardaklarda veriyorlar, adam kandırıyorlar. Luis'e sordum, hep böyle mi verirler birayı yoksa burda adam mı kazıklıyorlar. O da dedi ki bu normal boy, bir büyük olarak da özellikle istersen 50cl.lik veriyorlarmış. 7. Kat'ın gözünü seviyim dedim vallaa... Biralarını pek tutmadım (acı bira sevmem deee)... Konser bitince ortam techno-disco'ya döndü ki ben pek hoşlanmam. Allahtan kapanana kadar kalmadık. Patricia beni eve bıraktığında saat 03.30'u gösteriyordu... Zaman hızlı geçiyor velhasıl.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada sabah oda arkadaşım geldi. Düşündüğüm gibi Angola asıllı değil, CAPE VERDE asıllıymış. İyi bi kıza benziyor. İngilizce konuşuyor, felsefede okuyormuş. Ama sanırım Ekim başında başka odaya geçecekmiş. Keşke kimse gelmese de tek kişi kalsam süper olur :) Akşam onunla süpermarkete gittik. Bizde ki DİASA'nın burda MİNİPREÇO (minipreszo gibi okunuo) adını aldığını gördüm. Hatta üzerinde türkçe olarak TATLANDIRICI yazan bir ürün bile gördüm, kendi çapımda sevindim.&lt;br /&gt;Yarın artık üşenmesem de tencere, tava, havlu alsam... Şaka maka kaşif ruhumdan bu aralar pek eser yok. Hala şehri keşfetmedim. Nasıl olsa 5 ayım var diyorum ama hava da gittikçe soğuyor, soğukta da hiç gezilmez ki... Peh!!! Birileri gelse de bahanesiyle ben de gezsem.&lt;br /&gt;Okulu/fakülteyi anlatmayı unutmadım da Pazartesi'yi bekliyorum. Biraz fotoğraf çekebilirsem görsel bir şeylerin olması güzel olacak.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/lisboa%20004.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34807828-115895669374941038?l=portugalisoydum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/feeds/115895669374941038/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34807828&amp;postID=115895669374941038' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/115895669374941038'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/115895669374941038'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/2006/09/baltazarn-doum-gn-lizbondaki-3.html' title=''/><author><name>Billur</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09937330888400406819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-soarlIYtYVo/TiXMwdmKAHI/AAAAAAAAA7M/eAuilzYa6i8/s220/profil%2Bnikah.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34807828.post-115886248719723045</id><published>2006-09-21T19:36:00.000+03:00</published><updated>2006-09-21T21:14:47.206+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/oda%20003.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/oda%20003.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Bu Sabah Yağmur Var Lizbon'da....&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Güne yağmurun sesiyle uyandım. Çift cam pimapen'e ne kadar alışmış olduğumu farkettirdi yeni odam bana. Oysa ki İstanbul'daki evim de anacaddeye bakıyordu. Meğer ben uyurken hiç araba sesi duymazmışım. Burda bırakın araba sesini yağmurun sesi bile insanı uyandırmaya yetiyor. Yanlış anlaşılmasın şikayetçi değilim. Cadde ve doğa sesleri dışında bu yurtta pek ses yok. Dersler haftaya başlayacağı için hala boş odalar var. Ben bir binanın 2. katındaki dairelerden birinin bir odasında kalıyorum. Burası bizim devlet yurtlarındansa benim 4 sene yaşadığım Beytepe öğrenci evlerine benziyor. Tabii biraz daha az lüksü. Şimdilik 2 derdim var. Tuvalet banyonun ortak olması ve 11 kişi tarafından kullanılması, diğeri de tencere tava vb. esyalarım olmadığı için yemek yapma olayına henüz girememiş olmam. Neyse daha 3. günüm. Aç değilim açıkta değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçağım 10.35te İstanbul'dan havalandı. Bu sefer şehrimden ayrılmak bana çok daha zor geldi. Arkamda bırakmak istemediğim şeyler geldi aklıma hep. 5 aylık maceranın ilk dakikalarında gözlerim nemli bindim uçağa. Yolculuk yaklaşık 4,5 saat sürdü. Uçakta Just My Luck diye tam benim sevdiğim gibi bir film vardı. Onu izlerken yolculuk nasıl geçti anlamadım. Lizbon'a indiğimde beni arkadaşımın kız arkadaşı karşıladı. İyi ki gelmiş. Hayatımı o kadar kolaylaştırdı ki anlatamam. Arabasına attık eşyaları doğru üniversitenin sosyal işler ofisine. Yurt kaydı yaptırmak için gittik. İşlem için girmeden sıra numarası aldık. Elimizdeki numara 28 di, ekran ise 50 küsürlü bi rakam gösteriyordu. Allahtan millet numaralarını alıp gitmiş, 1 saat falan sıra beklemeden işlemlerimiz yapıldı, tabii bunda erasmus öğrencisi olmam fayda sağladı çünkü 13 kişi varken önümde, bir kadın geldi ve erasmus öğrencisi olduğumu duyunca hemen işlerim halloldu. Yanımda arkadaşım olmasa tabii ne olurdu bilemicem, okulda resmi işlerle uğraşanlar genelde sadece portekizce konuşuyor ve ben konuşulanları hiç anlamıyorum. Kafamda bir sürü j ve ş harfi dolandı durdu... İspanyolca'nın gözünün çapağını yiyim dedim içimden.&lt;br /&gt;Kalacağım yurdun adresini alıp arabayla yola çıktık. Bu arada yurdun günlüğü 2.46 euro :) Yurdun olduğu bölge zengin bir bölge sayılırmış. 2 sokak paralelde 2 tane 5 yıldızlı otel var. yaklaşık 500mt ötede de Akmerkez'in bir iki boy küçüğü bir alışveriş merkezi var. Okula metro ile ulaşım kolay. Yaklaşık 10dk. yürüyerek Marques de Pombal'den metroya biniyorum 6 durak sonra Üniversite şehrindeyim. Size yukarda biraz yurttan ve odamdan bahsetmiştim. Yukardaki resim odamın manzarası. Doğal bir otopark gibi görünüyor. Bu resim de odamın resmi. &lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/oda%20001.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/oda%20001.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Odama ilk gün yerleştim ve çabuk benimsedim. 1 tane de oda arkadaşım olacak. Öğrendiğime göre adı Ana-Cristina. Tahminime göre Angola asıllı. Henüz kendisiyle tanışmadık. Ama eşyaları odada. 1 tane 33 ekran TV, 1 tane tek kasetli-cdli müzik seti. Bir de dosyasından edebiyat fakültesinde okuduğunu anladım. Sanırım en geç Pazar günü gelmiş olur. Dolabında aşağıdaki resim asılı. Sanırım onun resmi. &lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/1600/oda%20002.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 288px; CURSOR: hand; HEIGHT: 345px" height="316" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3577/3861/320/oda%20002.jpg" width="349" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katta şimdilik muhabbet ettiğim 1 kız var. Adı İloida. Kendisi okulu bitirmiş. Batı dilleri mezunu. Angola asıllı. Saolsun onun sayesinde şu anda internete bağlanıyorum :) O olmasaydı odada wireless oldugundan da wireless ayarlarının nasıl olması gerektiğinden de haberim olmayacaktı. Bilhare onun da fotosunu çekip bloga yapıştırırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci gün okula gittim. Kayıt, ders seçimin gibi bürokratik işlerle uğraştım tüm gün. Hem öğrenci destek sorumlusu hem de erasmus koordinatörü çok sıcak kanlı insanlardı. Öğrenci birliğinden de Margarita die bi kız bana çok yardımcı oldu.&lt;br /&gt;Neyse okul maceralarımı bir sonraki posta bırakıyorum...&lt;br /&gt;Beni izlemeye devam edin...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34807828-115886248719723045?l=portugalisoydum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/feeds/115886248719723045/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34807828&amp;postID=115886248719723045' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/115886248719723045'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34807828/posts/default/115886248719723045'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portugalisoydum.blogspot.com/2006/09/bu-sabah-yamur-var-lizbonda.html' title=''/><author><name>Billur</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09937330888400406819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-soarlIYtYVo/TiXMwdmKAHI/AAAAAAAAA7M/eAuilzYa6i8/s220/profil%2Bnikah.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry></feed>
